Nedensellik

26.03.2015 tarihinde Kagem’de İhsan Fazlıoğlu’nun “İslam Entellektüel Tarihi” seminer notlarıdır.

İslam hayat görüşünün ortaya koyduğu moral ve morali değerlerin özellikle teolojik akidevi değerlerin ,miras alınan klasik kültür havzalarına ait doğa tasavvurunun kozmolojiyi nasıl dönüştürdüğünün bir örneği üzerinden verilecektir.
İki temel kavram üzerinden bu dönüşümü inceleyeceğiz.
1-Nedensellik
2-Değişim

Nedensellik kavramı islam dünyasında nasıl dönüştü ve bu dönüşüm kozmolojiyi ve algısını nasıl dönüştürdü ve bunun bilgi teorisine yansımaları nasıl oldu?

Standart entellektüel tarihi okumalarında/anlatımlarında bu kavramların nasıl kullanıldığı anlatılmaktadır. Ama biz burada niçini ve nasılı yakalayıp bunun dinamiklerini göstermeye ve eklemleme yöntemlerini açığa çıkarmaya çalışacağız. Bu işlem aynı zamanda metedoloji bilgisidir. Klasik metinlerin okumalarında ne türlü ve nasıl okuma yapılması gerektiği,okumalarda nelere dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koymaktır.

Klasik kültür havzalarından İslam dünyasına intikal eden yapıya baktığımız zaman “ki bunun en mükemmel formu Helenistik dönemdir.M.Ö 600-MS 600 arası” mezepotomya ,mısır,anadolu ,yunan,roma,hristiyan kültürlerinin katkılarıyla oluşmuş bir yapı ve sentezle karşılaşırız. Bu yapı miras alındığı zaman özellikle kozmogoni-kozmoloji de devralınmıştı.

Kozmogoni:Evrenin türeyişi
Kozmoloji:Evrenin temel ilkeleri,çalışma biçimi,dayandığı fiziksel yapı ve evren içinde ki çalışma tarzı.

Devrelınan kozmoloji içerisinde iki temel kavram inceleniyordu ki bunlar;
-Hareket:Evrende ki hareket nasıl açıklanabilir?
-Nedensellik:Evrende ki nedensellik nasıl gösterilebilir ?

Felsefi manada klasik gelenekler de evren verilidir. Yani anne-babaya bakılmaz ,çocuk var kabul edilir. Bu çocuk nasıl dünyaya geldiyi sormazlar çünkü çocuğu var kabul ederler. (Aristonun mimar tanrı anlayışı. maddeye suret veren tanrı.) Yani evrenin yokluk ya da yok-ikenlik durumu söz konusu değildir.
İslam bu anlayışı değiştirip “varlığa gelmeyi” de ekleyerek tartışılan soruları üçe çıkarıyor ve;

-hareket
-nedensellik
-varlığa gelmek
şeklinde yeniden düzenliyor. İbni Sina’yı anlayabilmek için bu üç sorunu anlamamız gerekmektedir. İbni sina varlık-mahiyet ayırdımını yukarıda ki tablo içerisinde var olan varlığa gelmek sorununu çözmek için yapmaktadır. Ve İbni Sina sonrası düşünce tarihinde varlık-mahiyet ayırdımını görmeden okuyamayız.

Nedensellik bilgimizin en asgari zeminidir. Ötesine gidemezsiniz. Eğer nedenselliği kabul etmezseniz ikinci cümleyi kuramazsınız. Hem evren hem de idrak nedensellik üzerinden çalışır.Onun için eskiler der ki “yokluğun nedeni nedenin yokluğudur.” yani neden yok ise yokluk ortaya çıkar,varlık üzerine konuşalamazsın.Bu insan zihninin kaderimidir,insan zihninin yapısımıdır.Bununla ilgili modern dönemlerde zihin felsefecileri,yapay zekacılar çalışmalar yapıyor ama net bir şeyler ortaya konulmuş değil.

İdrakimizi zemininde nedensellik vardır. Dolayısıyla biz kökenini bilmememekle birlikte evrende de bir nedensellik var sayıyoruz. Aksi takdirde evremde ki düzen ,yasa kavramlarını açıklayamayız.

Evrende bir düzen var mı,yasa varmı ? müdrik insanı çekip aldığımızda evren nasıl bir evren bunu bilmiyoruz ve bunlar bizim idrakimizin ufkudur. Tıpkı her şeyin beyaz olduğu bir yerde siyah hakkında konuşamıyacağımız gibi. Çünkü beyaz hakkında konuşmamız için beyaz olmayan asgari bir şeyin olması gerektir. Ona ad veriyorsan onu bir yerden ayırıyorsun. Tek biçimlilik yokluktur. Bu kültürde ,kafada da geçerlidir. Çokluk çeşitlilikle alakalı bir şeydir. Bu açıdan ister evrene ilişkin olsun,ister idrake ilişkinolsun tasniflerimizi ancak müdrik bir varlığı dikkate alarak yapıyoruz. Bunun ötesinin nasıllığını ancak varsayıyoruz.
Hem evrende ki düzen nizam ,hemde zihnimizde ki düzen nizam iç içe geçmiş durumdadır. Bunları ontik olarak birbirinden ayıramıyoruz. Varlıkça biz evren de bir düzen var mı,o düzenimi idrak ediyoruz,yoksa zihnimiz böyle çalıştığı için mi evrene düzen yüklüyoruz bu konuda nihai karar vermemiz mümkün değil. İbni Heysem (MS-1039) “doğaya ilişkin modellerimizin hangisinin daha doğru olduğunu tespit edecek üst br teorimiz yoktur” diyor.

Nedensellik olmadan konuşma yapamazsın.Onun içindir ki istidlali akıl konuşmamamızın asgari sınırıdır. Bizlerin bireysel olarak bir tecrübemiz olabilir. Ama başkalarına bu tecrübeyi aktarmak istediğimizde istidlali aklın uzayına gelmemiz lazımdır. Yaşam,hayat istidlali akıl üzerine kuruludur,mistik akıl ve diğer akıllar üzerine hayat kuramayız.

İstidlal kanıtlayarak gitmek ,işaret ederek gitmek ,delalet ederek gitmek ,göstererek gitmek ,somutlayarak gitmek gibi anlamlara gelir.

Tüm konuşma ve istidlali zemin nedensellik üzerine kuruludur. Ama tabiki istidlali akıl tek değildir. İslam geleneğinde istidlalin yanında iştihattan bahsederiz.
İştihat:şahit olmaktır. Tasavvuf iştihadi bir süreçtir ve son derece özgürdür. Ama iştihadin bireyselliğinden çıkıp başkalarına bu bilgileri aktarmak istediğinde yine istidlali akla gelirsin.

İşar:Senin bilincine değmek.Şuuruna değmek.

Bütün kelam kitaplarının girişinde “Tanrı evreni hak üzere yarattığı” söylenir. Burada “hak” ne demektir. Burada ki hak evrenin bir tertip ,düzen üzere yaratıldığını vurgulamaktadır. Evren haktır,yani tertip ve düzeni vardır. Dolaysıyla hakikattir. Hakikat nedir,gerçekliktir yani düzen ve tertip üzerine çalışır.

Bütün bilimler de gidimlilik ,örgü,örüntü ,pattern göstermek zorundayız. Bütün bilgimizi örgü,örüntülerle inşa ediyoruz ve belirli mod,kod,formlarla aktarıyoruz.

Evrende ki nedenselliğin kaynağı nedir ? Nedensellik nereden kaynaklanır. Maddenin ya da evrenin içinden mi ,idrakten mi ?

İslam dünyasına aktarılan klasik kültürde ve özellikle bizde de Farabi,İbni Sina çizgisinin takip ettiği nedensellik “özsel” nedenselliktir. Özellikle İbni Sina bu konuda zirvedir. Tüm geçmiş dönemden gelen mirası yeniden karmış ve yeni bir şekil vererek geleceğe aktarmıştır. Bir kırılma noktasıdır düşünce tarihinde.

Aristo,İbni Sina çizgisinde nedensellik içkindir. Öyle bir içkindir ki ,evren bir şekilde hep var olduğu için Tanrının bile müdahalesine açık değildir. Ateşle pamuğu yan yana getirdiğimiz de ,ateş özsel olarak yakıcı,pamukda yanıcıdır. Bu büyük bir kozmik mekanizmanın içerisinde cereyan eder.

Evren de her nesnenin mahiyetinin nedenleriyle,varlığının nedenlerini İbni Sina ayırır ve varlığın nedenlerini Tanrıya,mahiyetin nedenlerini içselleştirir.
Bu nedenselliği (özsel) var sayabilmek için evrende ki yapıyı mutlak/akli forma uygun düşünmek gerekiyor(intellect,logos). Evrene içkin bir yazılım programı var kabul edip bu yazılım programını da özsel kabul ediyorlar. Bütün evrende olup bitenler burada zorunlu olarak olmaktadır. Buna “icap” teorisi denir ve bu düzene Tanrı bile müdahele edemez.

Yunanlıların insan anlayışlarında bu teoriye göre hiç bir özgürlük yoktur. Çünkü her şey özsel olarak kendini gerçekleştiriyor .Yunanlılar için evrende müthiş bir determinasyon vardı ve bundan dolayı o evrende bunu bilen/fark eden insanın halide “trajedi”ydi. Bu determinasyon dolayısıyla trajedi Yunan kültüründe ortaya çıkmıştır. Rüzgarın önünde yaprak gibisin ve buna da mahkumsun.

Metafizik bir tartışma ,kozmolojik bir tartışma insan anlayışına nasıl etki edip belirleyebiliyor. Bütün bu anlayışlar insan,evren,toplum,dine bakışları nasıl etkiliyor ve belirliyor. Dolayısıyla hiç metafizik,kozmolojik anlayışlar ve diğer anlayışlar hep iç içe olmuştur. Bu açıdan Yunan trajedisini anlayabilmek için “determinist” evren anlayışını ,nedensellik anlayışını bilmek gerekmektedir.

Hristiyanlık bu trajediyi aşmak için İsa figürünü ortaya çıkartmıştır. Hristiyanlık,Yunan kültürünün en dinamik olduğu dönemde ortaya çıkıyor. Hz. İsa’nın en önemli özelliği mahsun ,mazlum insan olmasıdır. İnsanın ilk günahtan dolayı trajik olduğu bir dünyada bu trajik insanı nasıl aşıyor hristiyanlık. Eğer evrende mutlak dederminasyon varsa bunu aşmak mümkün değildir. İnsan bu determinasyonu aşamaz ama Tanrı aşabilir. Bundan dolayı Tanrı yer yüzüne iniyor ve insan bedenine bürünerek ilk günahın bedelini öder. Bu ödemeyle trajik insan ortadan kalkar. İsa mahsun bir insandır artık ve senin yapacağın şey (insan olarak) İsa’nın yolunu takip etmektir.

Teori kelimesinin ilk kökü “rahiplerin ayin yoluydu. Sonra rahiplerin ayin yolunu izleyerek “katharsis/arınma” yapmaktı sonra izlemeye dönüştü. Dolayısıyla İsanın yolunu izlemek esas teoridir Hristiyanlıkta. Bu teori asla geri dönüştür,sen İsanın yolunu izlediğinde katharsis yaparak ilk günahtan kurtulursun.

İslam hem kadimlerin anlayışını devraldı hem de Hristiyanların. Hristiyanlık insanı trajik olmaktan çıkardı için İslamında çıkartması gerekiyordu. İnsanı trajiklikten çıkartırken Tanrıyla olan dilemmayı /inançıda yeniden formüle etmesi gerekiyordu. Bunun için ilk olarak nedensellik anlayışını gözden geçirilmesi gerekmekte idi.

Nedenselliğin çeşitli türleri vardır;
1-Teolojik Nedensellik:Tanrı niye haram etti gibi sorulara cevaplar üretir ve iknai cevaplar verir.
2-Metazifik Nedensellik
3-Fiziksel Nedensellik
4-Mantıkal Nedensellik
5-Matematik Nedensellik.

Gazzali’nin hesaplaştığı özcü nedenselliktir. Modern bilimle birlikte ilişkisel nedensellik ortaya çıkmıştır ve bu nedenselliğin iki ayağı vardır;
a- Mekanik Nedensellik:Descartes
b- Matematiksel Nedensllik:Newton

Modern bilim özü kabul etmediği için ,nedenselliği mekanik birbirine değme olarak anladı. Descartesin astronomisinde belirli vorteksler içinde birbirine değerek hareket aktarılmaktadır. Ama Newton’da çekim olduğu için matematiksel nedensellik vardır.

Tarihte ilk defa özcü nedenselliğin yerine ilişkisel nedenselliği gündeme getiren kelamcılardır. Kelamcılara göre özsellik yoktur. Özsellik olmadığı için nesneler arası ilişkiler özlerinden değil,ilişkilerinden kaynaklanır. Yani pamuk özsel olarak yanıcı değil ateşle ilişkiye girdiğinden dolayı yanar.

Newtonn doğayı matematikselleştirmiyor,matematiği fizikselleştiriyor. Önce matematiksel çözümü yapıyor sonrada fiziğin içine matematiği katarak matematiği fiziğe yaklaştırıyor. Matematiksel-fizik ,empirik-matematik-mekanik bilimde ana damar olarak Avrupa da ortaya çıkmıştır. Bunu yapabilmek için özü reddetmek ve “relation” olanı merkeze almak gerekir. Ancak ilişkisel olan matematikselleştirilebilir.

İlişkiye girenlerin arka planında ne var diye sorduğumuz da o alan bize kapalıdır. Biz evrenin davranışının bana konu olan tarafını bilebilirim.

Özselliği savunan bir düşünür Tanrıda aklı öncelemeli.Senin benim aklım değil. Tanrının logosu var,evreninde logosu var. Büyük logos küçük logos ve Tanrıda bu logosun içeriğine tabidir. Hem kendi logosu hemde kendi logosunun tecellisi olan evrenin logosunun içeriğine tabidir. Değiştiremez,dönüştüremez ve insan aynı logostan pay aldığı için evreni Tanrı gibi bilebilir. Buna “intellectualis yaklaşım” denir.

Bu özcü yapıyı tasfiye edebilmek için intellectualist yaklaşımdan uzaklaşabilmek gerekiyor. Tanrıda aklı değil,iradeyi (volanterist) bir yaklaşımı merkeze almak gerekiyor.

Leibniz ve Newton arasında bulan tartışmada ;
Leibniz:Biz beşer olarak Tanrının bir parçasıyız ve Tanrının logosun dan pay aldığımız için Tanrının konumlandığı yeri bulursak ve o yere konumlanırsak evren bize apacık olarak kendini gösterecektir.
Newton: Biz evrenin sadece davranışını biliriz. Öyleyse sürekli evreni gözetlemek zorundayız. Empirizmin kaynağı Tanrı anlayışıdır.Çünkü Tanrı ihtiyar sahibidir,muhtardır. Evrenin bir alt yazılımı olabilir ama onu biz bilemeyiz ve o yüzden evreni süreki takip edip incelemelisin.
Newtonda bilimin empirik kaynağı bile Tanrı anlayışı/idrakinden uzak değil.Gazzali de aynı şekilde irade kavramını önceler.

Özcü yöntemi reddettiğin zaman bilme yöntemin bile değişiyor. Mesela Aristo,İbni Sina tümevarımı bilmenin tek kaynağı olarak görmezler. Hatta tek başına bilgide vermediğini söylerler. Tüm bu çizgide ki filozoflar tümdengelimcidir çünkü özü tespit edip özden tekillere giderler. Ama Gazzali ve Newton çizgisi tümevarımcıdır. Özü kabul etmedikleri için tek tek nesnelere bakılması gerektiğini söylerler. Modern bilimde özü kabul etmez ve bundan dolayı tümevarımcıdır.

İslam ;
1-Mutal nedenselliği veya özcü nedenselliği kabul etmiyor.
2-Tanrının da aşağı inip insan bedenine girmesini kabul etmiyor ve insan içinde ilk günah kavramını kabul etmiyor.

Bu şartlarda insanı Tanrının katına çıkarıyor . Miraç Hz. Peygamberin şahsında insanlığın Tanrının katına çıkarılmasıdır. Bütün determinasyonu çizerek insanlık miraca çıkartılıyor.

İnsana verilen emanet insanın kendisidir.İnsanda akıldır,o yüzden insana verilen emanet akıldır. Onun için sen kendinden sorumlusun. Miraçtan mesul insan olarak dönülür. Artık mahkum değil,mazlum da değilsin. Mesul ve mükellefsin.Bize bir teklif sunuldu ve bizde bu teklifi kabul ettik. Yeryüzünde o teklife ve o mesuliyete göre göre yaşamaktayız ve öldükten sonra da mesuluyetin hesabını vereceğiz. islamın yaptığı müdaheleyle insan anlayışı tamamen değişti ve bireysellik ön plana çıkmıştır.

Nedensellik anlayışını iki şeye uygulayıp nelerin değiştiğini görelim.
1-Kozmoloji
2-Bilgi Teorisi

İbni Sina klasik sistemin en mükemmel halidir.tüm klasik dünyada bilgi İbni Sinada sentezlenmiştir ve ardından gelenler ondan neşet etmiştir.

klasik

 

 

 

 

 

 

 

 

 

*1:Fahrettin Razi’den sonra kelamda kavram alınır ama bu yapıda artık nominalist bir yapıdadır.
*2:Fahrettin Razi’den sonra nedensellik de adet ,sünnet anlamında kelama dahil edilir.
*3:Fahrettin Razi’den sonra mantık özzel şeyler değil ilişkileri ifade eden yargı mantığına dönüştürülür.

Mekanizma: Evrende kelamcılar mekanizma olduğunu söylüyorlar ama mekanik olduğunu söyleyemiyorlar çünkü matematik yok.

 

İbni Sina sistemi Razi’den sonra tarihsel olmuştur. Bütüncül olarak geçerliliğini yitirmiş olup bazı parçaları kullanılmaya devam etmiştir.

Deneyim:doğal süreçleri doğal olarak izlemek.
Deney:Doğal süreçleri yapay olarak üretip izlemektir. Deney eski gelenekte simyacıların ve tabiplerin uyguladığı bir şeydir ve gizlidir.

Deneyin bilgi kaynağı haline gelmesi Robert Boyle’yle başlar.Newtonun arkadaşı ve simyacıdır. Deneyleri aristokratların önünde yapıyor ve yayınlıyarak deneylerin gizini ortadan kaldırmıştır.

Geleneksel yapıda en önemli kognisyon transsandent/aşkındır. Kozmolojiyle içselleştirilmiştir. İnsan kognisyonunun dışında/ötesinde bir aşkın kognisyon vardır. Aşkın kognisyonla insan aklı sürekli ilişkidedir. Kelamcılar bu anlayışı reddediyorlar ve bireysel aklın yeterli olduğunu iddia ediyorlar. Aşkın kognisyonun batıda ki tezahürü/temsilcisi klisedir. Deskartes düşünüyorum dediğinde kliseye karşı çıkmıştır.

Aşkın kognisyon klasik dönemin astronomisiylede ilişkili olarak çokludur.Çünkü klasik kozmolojide ki her bir feleğin aynı zamanda bir kognisyona karşılığı vardır. İslamın yaptığı en önemli şeylerden biri evreni bu aşkın,sipritüel yapılardan temizleyip maddi bir yapıya dönüştürmesidir. Aristo,Batlamyus,İbni Sina sisteminde evren yekpare maddi bir yapı değildir. Birbirinden farklı yapılardan oluşmuştur.Mesela ay altı ve ay üstü alemlerin yapı taşları birbirinden farklıdır.

İnsan ve evren bilgi söz konusu olduğunda yapayalnızdır. Dışarıdan üçüncü bir şık yoktur. İnsanın evrenle olan ilişkisinde Tanrı metafizik bir ilkedir,ontolojik ve epistemolojik bir ilke değildir.

Bilme faaliyetine Tanrı katılmaz. Gazzali’nin ölçüsüne göre “Evreni Tanrı yarattı ilkesini ortaya koyduktan sonra evrenle benim ilişkim benim ilişkimdir.Tanrının orada doğrudan bir etkisi olmaz.” Tanrı-evren inanç konusudur ve makuldür ama istidlali değildir. İslamda iman aklı fıtriyle ,idrak akli nazariyle,ispat aklı istidlaliyle olur. dolayısıyla imanı istidlal edemezsin.

İslamda akıl kozmik bir öz değil bir faaliyettir. Birey beyninin bir faaliyetidir. Bunun için Kuran’da akıl isim olarak değil,fiil olarak geçer.

İslamın temel agsiyomatik yapısı ,temel iddiaları ,akidevi anlamda ,hayat görüşü anlamındaki iddiaları kolay formüle edilmemiştir. Yani bu görüşler bir zaman aralığı içinde inşa edilmiştir. Nasıl ki biz doğanın idrakini tarihsel bir süreçte gerçekleştiriyorsak ve eğer evren de de bir kutsallık varsa ve o kutsallıkla ilişkimizde tarihsellik ifade eder. Yani bilim bir kerede olup bitmiş bir şey olmadığı gibi ve hatta tarih içerisinde oluştuğu gibi kutsalla olan ilişkimizin idraki de bir tarihsellik içerisinde olmuştur.

Benim Tanrı idrakim bugünkü kozmoloji,genetik vb. bilimlerden elde ettiğim kutsal idraki hiç bir zaman geçmiştekiyle aynı değildir. Değişen sadece dış dünyada ki ahval değildir,idrakin idraki de değişmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s