Alman İdeolojisi-Marx&Engels

Tarihin bir anlam, bir hedef ,gaye uğruna yürümediği ,zannedilenin aksine ekonomik,siyasal,bilimsel bir çok ( her ne kadar kitapta sadece ekonomik boyut gündeme getirilse de) farklı etkenlerin bir bileşkesi olarak ortaya çıktığını söylemektedir. Neden Marx böyle bir söylemi dillendirmiştir. Aslında kitapta da özellikle belirtildiği gibi bir dönemde ortaya konulan söylem/düşünce/felsefi görüşler o tarihteki yaşantıdan,sorunlardan bağımsız değildir. Eğer siz dönemi bilmezseniz söylenen görüşlerle ilgili sadece lafzi düzeyde tasdik ortaya koyarsınız. Ancak sorunun ne olduğunu bildiğinizde bu sorunu çözmek için neler söylendiğini ve bu söylenenlerin nasıl çözümler yarattığını anlayarak ve dolayısıyla meseleyle idrak düzeyinde hemhal olmuş oluruz. Avrupa ortaçağdan kopuşla birlikte yepyeni bir bakışla evren,insan,tanrı yorumlanmaya başlanmıştı. Tarih sahnesine geç giren her milletin bela olduğu gibi Almanlarda bu serencam da geç yer almış ve ilkeyi bir daha teyit edercesine bela olmuşlardır. aydınlanmayı sekülerleştiren fransızlardan bayrağı devralan ingilizlerden farklı olarak tinsel bir felsefe çizgisi takip etmişlerdir. Bu çizgiyi en iyi Hegel’de görmekteyiz.
Hegel’in ortaya koyduğu tarih ve insan felsefesi temelde insan üstü bir gücün tarih sahnesinde ki oyununun resmedilmesidir. Biz insan oğlu olarak bu sahnede sadece birer figürüzdür. Aslında Bu görüş Aristo’nun (Yunan felsefesinin trajik insan modeli) nin değiştirilmiş bir halinden başka bir şey değildir. Ancak insan soyut düşüncenin bir varlığımıdır ya da kimliklerimiz ve kişiliklerimiz var olan yaşantılarımızdan bağımsızmıdır. İşte tam da bu sorunun cevabını Marx vermektedir. İnsan soyut,yaşamın dışından bir varlık (kişilik ,kimlik) değil tam da yaşamın içinde şekillenen bir varlıktır. Yani dinlerin ve o döneme kadar var olan özellikle Alman felsefecilerin ortaya koyduğu gibi spekülasyon temelli bir varlık hiç değildir. Marx için insan yaşadığı toplumun,dönem,çağın içinde özellikle ekonomik ilişkilerin şekillendirdiği hatta bırakın insanı tüm soyut ve somut yönetim organizasyonları ve toplumsal yapıların bile bu çerçevenin içinde şekillendiği bir varlıktır.
Aslında temelde insan doğasının neliğinin nasıl şekillendiği noktasında göklerdeki cevapları artık yeryüzünde aranması gayreti ve bundan dolayı da toplumsal ilişkiler ve bu ilişkiler ağının ortaya çıkmasında ki etkenlerin tahlil edilmesi yolunun önü bu şekilde açılmıştır.

Artık insan yeryüzünün bir varlığıdır. Kimileri bunu ilahi bağının koparılması olarak görse de insan varlığa geldiği andan itibaren ilahi alanın değil fani alanın bir varlığıdır ve bu dünyanın şekillendirip sarmaladığı bir şeydir.

Bu alanda ki yani klasik dönemin kabullerinin sarsıldığı diğer bir alan ise Freud ile akıl/bilinç üzerinde yapılmıştır. Dış çevrede olduğu gibi eylemlerimiz de aslında aklımızla bilerek,isteyerek yaptığımız haller değildir demiştir Freud. Geçmişimizin tüm tozu ,piri pisliğinin içinde bazen istemeden, bilinçsizce eyleriz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s