Kategori arşivi: Film

Dark City

dark city

filmin epeyce ismini duymuş olmama rağmen yeni izlemeye nail olabildim. İzlerken ve sonrasında düşündüğümde aklıma takılanlar;
1-adındanda anlaşılacağı gibi hep gecenin yaşandığı bir şehir
2-insanı insan yapan tarihimidir. yani hatıralar,hafızamız bizi biz yapmaya yetermi ? Çünkü filmde dünya dışı varlıklar insanı anlamak için onların hafızalarıyla oynuyorlar ama bir türlü istedikleri sonuca ulaşamıyorlardı. Burada aklıma Gasset ‘in “insanın tabiatı yoktur tarihi vardır” cümlesi geldi. Filmde sanki bu cümleyle hesaplaşılmış,bunun böyle olmadığı gösterilmeye çalışılmış gibi geldi.
3-Karanlık bir şehir ve insanların kendiliklerinin bile bilincinde olmadıkları bir yaşam , Platon’un mağara istiaresi. yan yana getirince filmde ki felsefi atıfların bir değil birden fazla olması.

4- Dünya dışı varlıkların bireysel akıllarının olmaması bunun yerine hepsinin ortak aklı olması. Buda bana klasik dünyada ki ay altı alemin üstünde var olduğu varsayılan faal akıl kabulünü hatırlattı. İbni Sina -Gazzali arasında ki tartışmanın bel kemiğini oluşturan ve evrende Tanrıdan başka müteal varlık anlayışını var kabul eden filozoflar ve karşısında evrende Tanrıdan başka müteal/aşkın varlık anlayışını reddeden kelmacılar. Tarihten faal aklın çıkarılması ve insanın yukarıdan gelen aydınlanma ile değilde kendi akli melekeleriyle evreni,insanı bilip anlam vermesi tartışmasının nihayetinde kelamcılar başarılı olmuşlardır ve insana hak ettiği değerin verilmesinde önayak olmuşlardır.

Ferdiyet/kişilik sahibi olan ve bu yüzden sorumlu olan varlıklar olarak tarih sahnesinde yerini almıştır insanlık düşünce tarihinde. Daha öncesinin insanı bilip de bir şey yapamayan ve trajedik bir varlık olan insan artık bilip de bir şeyler yapabilen ve dolayısıyla kaderini kendi eline alan insan olmuştur.

5-var olduğu mekanı ve zamanı seçmek elimizde değildir ama değiştirmek elimizdedir. Ne kadar kötü olursa olsun hep güzel ve estetik olan bir yaşam kurmak sahte olduğunu bildiğimiz bu evrenin bir nebze olsun çekilir kılmaya yardımcı olacaktır. Filmin sonunda şehrin çevresine okyanus getirilmesi ve güneşin tekrar görünür kılınması metaforuyla insanda ki bu güzellik arayışı vurgulanmıştır.

6-Bizi ister hatıralarımız biz yapsın isterse var olan bir özümüz biz yapsın değişmeyen ve değiştirilemeyen sevgimiz hep vardır.

7-içinde gömülü olduğumuz yaşamların aslında sahte olduğunu farkettiğimizde yapacağımız ilk iş bunu diğer insanlarla paylaşmak olacaktır. Ama beklemediğimiz bir şekilde diğer insanlardan deli damgasını yemiş olacağız. Şimdi delilik ve bizim irfan geleneğimizde ki velilik/delilik birlikteliğini göz önüne aldığımızda aslında ariflerin deli mi veli mi olduklarının ayırdına varmak zordur. Çünkü onlar bu alemin içindekilerle değilde dışındakilerle meşguldürler.

God on Trial (Tanrı Yargılanıyor)

god on trial
Film çift zamanlı olarak yani Auschwitz toplama kampına ziyaret amaçlı gelmiş bir kafileyle orada geçen olaylar beraberce işlenmiştir. Kafile filme çok az da olsa sokulmuş ve daha çok kampta yaşananların zaman dilimi ön plana çıkarılmıştır.

Auschwitz toplama kampına Naziler tarafından avrupanın çeşitli yerlerinden toplanıp getirilmiş insanların Tanrıyı yargılamalarının seyirlik hali. Bu yargılama kampın tamamında değil sadece bir hücrede yapılmaktadır. Filmin zaman dilimi içerisinde polonyadan beklenen zamandan daha erken gelenler için kampta yer açmak için esirler seçmeye tabi tutulurlar ve seçilenler bir sonraki günün sabahında ölüme gönderilmek üzere beklemektedirler. Bu arada polonyadan gelenler de hücreye gelmiştir. Filmde tam burada konuya girmekte ve hücrede yer alan çeşitli meslek dallarından insanın dillendirmesiyle, başlarına gelenlerin neden olduğu,sebebin kendileri mi yok sa kaderleri mi olduğu tartışması başlar. Aslında tartışmanın yaşandığı yani Tanrıyı suçlayanlar ve savunanların hepsi bilinçli bir seçimin ürünüdürler. Yaptıkları işlerle söyledikleri şeyler arasında paralellikler vardır.Örneğin fizikçi modern bilimsel bakışın sadece bir uyarlamasıdır ki bu bakışın dillendirdiğini söylemektedir.

122 Hücrede mesleği hakimlik olan 3 kişinin yargılamayı yapmasının seçilmesi ve suçlama olarakta “Tanrının yahudi halkıyla yaptığı anlaşmayı bozması” olarak karar kılınır.
Yahudi tarihi üzerinden suçlamalar ve savunmalar yapılırken,bir taraftan da felsefenin yüzyıllarca tartıştığı ve birçok edebi,felsefi metnin de konusu olan Kötülük Probleminin yahudi teolojisi üzerinden konulara dahil edilmiştir.Özellikle skolastik dönem ve müslüman filozoflarca dillendirilen bir çok argüman başarılı bir şekilde metne yedirilmiştir.Hatta filmi izleyerek bu dönemlerde dillendirilen bir çok görüşe hakim olmak mümkündür diyebiliriz.

 

Aşağıda film içerisinde geçen bazı replikler vardır;

“Ne yaptığına bir bak,Tanrıyı yargılamak mı,o burada değilmi sanıyorsun,seni duyamıyor mu sanıyorsun.”
“Eğer yaşadığımız acılar Tanrının planının bir parçasıysa bu yaşadıklarımız bir ayrıcalıktır.Umudumuzu yitirmemeliyiz.”
“Sıradan almanlara bizleri öldürtecek dürtüyü kazandırmak zorundalar,sıradan almanlara bizlerin düşündükleri gibi olduğumuzu göstermek zorundalar.pis,korkak ve tanrısız. buraya geldiğiniz de seni insan yapan her şeyi alıyorlar. Tanrınızı da almalarına izin vermeyin,ne kadar aptalca ve faydasız görülse de bu anlaşma sizin.Tanrı sizin tanrınız.hiç varolmasa bile onu koruyun.Elinizden alamayacakları bir şey olsun burda. Elimizden.”

“Tanrı suçlu ama şimdi ne yapacağız.
Şimdi sadece dua edeceğiz.”

“Peki duaları kabul oldumu?
Biz hala burdayız.”

Black Mirror 1.sezon 3.bölüm (Hayat Hikayen)

grean İnsan hafızasının çoğu aslında gereksiz şeylerle doludur.Çoğu güvenilir değildir. Aslında insan olmamızın tamda gereğidir bu.Hafızamızın eskiyen anıları altlara doğru iteklemesi ve bir süre sonra da unutulmasıdır.Ya da başka bir açıdan bakıldığında hiç bir şeyi unutmayacak şekilde hafızamız olsaydı durumumuz ne olurdu.Aslında dizinin bu bölümünde tamda bu soruyu merkeze alıp cevap vermeye çalışmışlar.

Bölümün geçtiği zaman diliminde insanların gördüklerini kaydedip tekrar izleyebildikleri ve bu anılarını multimedialara aktararak başka insanlarla paylaşabildikleri Grain adı verilen aletler icat edilmiştir. Bu aletler sol kulak arkasına takılmakta ve göz ve kulakların duyumlarını otomatik olarak kaydetmektedir. bu kaydettiği görüntüleri de zaman tünelinde ilgili tarihe yerleştirerek kategorilenmesini sağlayabilmektedir. Böylece artık mahrem kendisi içinde olsa kalmayacaktır.Aslında bugün bunun sosyal medyada belli bir ölçekte de olsa uygulandığını görmekteyiz. Bir çok platformda zaman tüneli uygulaması desteklenmekte ve yapıp etmelerimiz zamansal boyutuyla gösterilebilmektedir. Hatta bir çok özel anılarımızı başkalarına gösterebilme telaşındayızdır artık. ama gösterdiklerimiz sadece gülen ,eğlenen yani haz alan taraflarımızdır. Acıyan ve kederlenen taraflarımız yoktur bu alemde.Çünkü onlar en temel insani hasletlerimizdir ve acizliğimizin göstergeleri olduklarından paylaşılmayı hak etmiyorlardır.

Avukat olarak hayatını sürdüren Liam bir iş başvuruşu dönüşünde eşinin de bulunduğu arkadaşlık partisine gider.Orada eşinin arkadaşlarıyla tanışır ama bu arkadaşlardan jonasın eşiyle muhabbetinin farklı olduğunu farkeder.Parti sonrasında evde eşiyle tartışmaya başlar.hem eşinin hemde jonasın hal ve hareketleri şüphe gerektirecek şekildedir. Eşi jonasla eskiden kısa süreli bir ilişki yaşadıklarını söylesede liam ikna olmaz. Sabah olduğunda jonasın evine gidip Grain’in de ki eşinin anılarını sildirir.Anılar silinirken ki bir resim karesi evlilik yaşamının nasılda yalanlar üstüne kurulu olduğunun kanıtıdır aynı zamanda. Evine döndüğünde eşine olanların hepsini anlattırır ve yollarını ayırır.

Dizinin ilgili bölümünde ki konu örgüsü kısaca yukarıda ki gibi özetlenebilir. burada asıl vurgulanan şey teknolojinin imkanlarının gündelik yaşamtılarımızda getirdikleri kadar götürdükleridir. Çıplak insanın yani hiç bir alet edavat kullanmayan insanın fıtri bir takım istitadlarının yaşamlarımızı devam ettirmek için en elzem şeyler olduğudur. eğer bunlarla oynamaya kalkarsak bedelleri ağır olur.unutmamak gerekir ki hiç birimiz tanrı değilizdir ve tüm insanların aklını toplasak da tanrı olamaz.dolayısıyla insan için neyin iyi neyin kötü olduğunun kararını tanrıya bırakmalıyız.

bölüm daha önceki bölümlere göre vasattı diyebiliriz. cinsel içeriklerin ön plana çıkartılmasının(önceki bölümlerde bu kadar değildi) sebebi de sanırım bu vasatlığı perdeleyebilmekti. buna rağmen yine de üzerinde düşünülecek bir konunun dillendirilmesi bağlamında önemlidir.

bölümün en önemli sahnesi liamın grain’ini çıkartığı ve anılarından vazgeçtiği sahneydi. kuşkusuz orwel’ in de belirttiği üzere hafıza hem bireylerin hem de toplumların yönlendirilmesi için çok önemlidir. bir toplumun geleceğini yönetmek için hafızasını yönetmek gerekir.

Otobüs

otobüsTunç Okan tarafından 1974 yılında çekilmiş filmin hem seçilen oyuncu kadrosu hemde senaryo konusu olarak    izlenmeye değer filmlerden. Müziğini zülfü livanelenin yaptığı film tunç okanın ilk filmi ve çok kısıtlı şartlarda nasıl ürünler ortaya konulacağını göstermesi bakımından özel bir ilgiyi hak etmektedir. Filmde kabaca türkiyeden avrupaya çalışma vadiyle götürülen 8 işçinin yaşadıkları daha doğrusu umudun nasıl sonlandığının anlatısıdır. Dolandırıcı bir türk tarafından stokholmun ortasında ellerinden tüm paraları ve pasaportları alınmış bir halde terkedilen insanlar otobüslerinde uzunca bir süre mihmandarlarının gelmesini beklerler ama gelmez. Bu sürenin sonunda dolandırıldıklarını anlasalarda yabancısı oldukları bir diyarda parasız ve dil bilmez bir halde kala kalırlar.bundan sonrasında otobüsün bulunduğu yerin etrafında kimseye görünmeme kaygısıyla akşamları dışarı çıkarlar ve gün içerisinde de otobüsün perdeleri kapalı camlarının arasından dışarıda olup bitenleri izlerler. İzlenen aslında toplumun küçük küçük resimleridir.tunç okanın göründen toplumun okunmasıdır. Maddesel dünyada ki müreffehliğin yanında sosyal yaşamdaki kokuşmuşluğun ve bireyselleşmenin getirdiği bananecilin ,bu bireyselleşmenin yanında bireysel hazların ön plana çıkmışlığının ortaya konulmasıdır.

1950 ler de ortaya konulan programlar sayesinde türkiye emeğe dayalı tarım yerine makinaya dayalı tarıma geçmeye başlamış bunun sonucunda da kırsal kesimde yer alan nüfus şehirlere akmıştır. Şehirlerde oluşan işsiz ve niteliksiz kitlelerin oluşturduğu basıncı gidermek içinse devlet avrupanın işci talebini hiç bir ön köşul ve şart öne sürmeden kabul etmiş deyim yerindeyse şehirlerde ki işsiz yığınları başından atmıştır. Aynı yıllarda avrupaya işci veren yunanistan,yugoslavya gibi ülkeler işçi alan ülkelere ciddi şartlar öne sürmüşler işçilerinin haklarının korunmasını sağlamışlardır. Ama maalesef aynı duyarlılığı kendi ülkemiz gurbete giden insanlarımıza göstermemiştir.

Aslında filmde anlatılanlarda 8 adet işçinin anlatısından ziyade yasal yollarla giden tüm işçilerimizin yaşadıklarıdır. Hep öteki ve işçi algısının üzerinden aşağılık görülme psikozudur. Ötekileştirilerek toplumdan soyutlanıp sahip olunan olanaklardan dışlanması ve hep periferide kalmanın sağlanmasıdır. Bu dışlanmışlığa bir de kültürel farklılıkların,dil bilmezliğin eklenmesi giden insanlarla toplumun  arasında aşılmaz duvarların örülmesini sağlamıştır ki halen bu duvarlar aşılabilmiş değildir. Avrupaya giden bu insanlara devlet ve bir takım yapılar uzunca yıllar sahip çıkmak yerine orada edindikleri üç beş kuruş paranın peşine düşmüşler ve o insanları altın yumurtlayan tavuk olarak görmüşlerdir. Aslında filmin sonunda balyozla parçalana otobüs ,insanlarımızın avrupada parçalanan zihinlerinin ve hallerinin göstergesi gibidir.

O kadar acı yaşanmıştır ki bu diyarlarda anlatılsa dinleyen dayanamaz,yazılsa kağıtlar kabul edemez derecededir. İnsanların acıları ve hüzünleri kimselerin umurunda değildir. dün olduğu gibi bugünde aynı umursamazlık devam etmektedir.

takva   Yenilmişliğin,şeytan olmuşluğun hikayesi diyebiliriz kısaca. Kendi dünyasında ,kendi halinde yaşayan muharrem evden işe,işten dergaha gidip gelen kapalı bir yaşantı içerisinde hayatını devam ettirmektedir. Yaşantısında bu 3 unsurun haricinde farklılık yaratacak bir husus ve durum yoktur. (Ali şeriatrinin kapalı toplum tanımlamasını kapalı insan şeklinde çevirip muharreme uygulayabiliriz). Bu yaşantı döngüsü taa ki dergahın şeyhinin kendisine dergahın maliyesini teslim etmesine kadar devam edip gider.

aslında hayatından da yaşadığı ortamlardan da memnundur muharrem .Namazlarını kılar,zikirlerine dikkat eder,haram helal nedir bilir tam bir mürittir. ortaçağın dünyasında ki sıradan insanlarla aynıdır nerdeyse. Hareketsiz toplumlar gibi hareketsizdir muharrem. zaman yavaş ilerler ve yavaş akar hayat. Hayatına yenilik katacak,öteki veya dışarıda olduracak bir şeyi yoktur. Aslında geçmişle bugünün bir karşılaştırmasıdır belkide bize sunulan. dünün yani geleneğin ürettiği yaşantıyla modernin yani bugünün ürettiği yaşantıların çarpışması .

Filmi izlediğimde aklıma Hayy b.Yakzan Fadıl b.Natık (ibn sina-ibn Nefis) tartışması geldi. Bir tarafta bir adada tek başına bir çocuk bir tarafta ise toplum içerisinde doğruyu arayan bir insan. İbn Sina akılla Allahın bulunup müslüman olunabileceğini söylerken İbn Nefis insan olmanın toplum içerisinde olabileceğini iddia eder. Yani filmimiz içerisnde bunu kendi dünyasında iman etmiş birisi topluma çıktığında imanına zeval geliyorsa aslında inanmamıştır. Ya da mutmain değildir. Çünkü imanın öncelediği ahlak ve hukuk toplumlar için geçerlidir. Bir insanın olduğu adada ahlaka da hukuka da gerek yoktur. Kendi dünyanız kapalıdır. Sığdır. Şeytan sizi ayartamaz. çünkü şeytanı gerektirecek bir şey yoktur. Şeytanın olması için dışarısı ve başkaları olmalıdır sizden başka.

Filmde konu alınan cemaat aslında belirli bir cemaat değil tüm cemaatleri tasvir eder. Verilen mesajlar önemlidir,ciddidir,esaslıdır. Sadece anlamak gerekir.

“Şeytan her zaman var. Belki de şeytan bizleriz” cümleleri önemlidir.Aşağıda ki pasajlar filmden

“Başta,sonu bilmek yeter sandım.

Sonunda ne var! Ölüm

Ölümden sonra işte bunu bilince tamam sandım.

Yaradanın korkusu ,bunun korkusu beni düzene sokar sandım.

Ben sadece iyi bir insan olmak istedim ,sadece iyi bir insan.

Şeytan her zaman var Belki de şeytan bizleriz. “

Yüzyılın Filmleri

Görsel  Aslında son 1-2 aydır çıktığını ve epeyce de eski bir geçmişinin olduğunu öğrendiğim dergilerden birisi.Bu kadar geç bir sürede farkına varmak benim açımdan gayet normal. İçinde bulunduğum atmosferlerin beni kuşatan karanlık çehrelerini yeni yeni yıkmaya başladığım şu günlerde farklı ırmakların ,insanların düşünce dünyasında derleyerek ürettiği ve bu üretimi dışa kustukları (arının balı aslında kusmuğudur. Bu analojiyle F.Bacon’a bir selam atalım) bizlere çağıl çağıl taşımasıdır. Velhasılı kelam yenide farkına varsam hemen sahip olup bitimsiz ve önüne geçilmez bir şehvetle sarıldım her sayfasına.

Dergi ilgili sayısında Yüzyılın Filmleri kapak konusuyla çıktı. Daha önceleride Yüzyılın Kitapları ve Yüzyılın Dergileri konularıyla da ilgili sayılar çıkartmış.Sanırım ilgili sayıları da edinip kimlere ve nasıl atıflar yaptığını da görmem gerekiyor.

Dücane Cündioğlu ve Yusuf Kaplan okumalarımda sinema konusuna değindikleri ve bu değinilerin ciddi felsefi ve derinlikli bir takım veriler ,metinler içermesi beni  bu alana kaymam konusunda ikna etmiş ama sinema izleyicisi olmamı da sağlayamamıştı. Ya da izlediğim filmleri örgüsel tarafından bakmanın kolaycılığı daha cazip gelmişti.

Artık sinema üzerine okumalar yapmalı ve bu okumaları desteklemek içinde sanatsal filmleri izleyip tahlillerini yapmalıyım. Aslında gördüğüm kadarıyla filmlerde görsel,işitsel ve kullanılan tekniklerden daha çok filmin icine gömülen mesajın yakalanması ve bunun zihnimizde yarattığı çağrışımların bizlerde ki izdüşümleri. Tabi bu verilmek istenen mesajın (ön planda sunulanın değil saklananın) doğru algılanabilmesi içinde bizlerin filmdeki düşün dünyasına dalabilecek kadar yüzme biliyor olmamız da gerekmekte. Duvarda duran bir resimden tutunda kullanılan bir cümlenin neye atıfta bulunduğunu, neyi nasıl görmek gerektiğini de bilmek gerekiyor. Yani sıkı bir okur ancak sıkı bir film izleyicisi olabilir.

Türkiye de son yıllarda islami kesimde sinemaya eğilim arttı.Özellikle Ayşe Saşa ,Dücane Cündioğlu,İhsan Kabil,Yusuf Kaplan,Enver Gülşen gibi yazarlar sayesinde bu ilginin daha esaslı bir omurgaya oturması bunun sonucu olarakda yeni bir neslin alttan alta hem teorik yönlem hemde uygulama alanında meyveler verildiğini görmekteyiz.

Derginin bu sayısında yusuf kaplan ve enver gülşenin türk sineması üzerine kalame aldıkları metinler okunmayı hak eden metinler olarak göze çarpmaktadır. Tabi bu metinlerin yanında ömer altaşın metnide aynı övgüye mazhar metin olmayı hak etmektedir. Zaten dergide 4 film teorisi veya türk sinemasıyla ilgili metinler yer alırken kalan yazıların tamamı (40 adet film) film tahlilleri,tenkitleri üzerine metinlerdir.

Yusuf kaplan da enver gülşen de kabaca yazılarında türkiyede neden esaslı bir sinema dilinin kurulamadığını sorgulamaktalar ve ulaştıkları netice ise ; yerelliğin buda hem islam,hemde toplumsal kabullerin ,toplumun dışlanması,kendimizi ifade etmenin yerine dışarısını ifade etmek sorunu olduğu ,kendi geçmişimizin mirası üzerinde inşa zihniyetinin yerleşmediği bunun da esaslı bir şeyler söylemenin temel olduğu sinema da bir yankısını var edemediğini belirtmektedirler. Özellikle islami irfan geleniğinin sinama dili oluşturmada etkin bir rol oynaması gerektiği ve Arabinin dilinde ortaya çıkan teşbih,tenzih kavramsallarının sinema için bir çıkış olacağı vurgusu önemlidir. Zaten toplumsal düzeydeki sorunlarımızın çok büyük bir kısmı köksüzlüğümüzden kaynaklanmaktadır. Geçmişimizin olmaması ,köklerimizin olmaması bizleri bir yurtsuz yapmakta buda metafiziksel köklerin inşası için yeni bir dilin oluşmasına engel olmaktadır.

Film tenkitlerinde bazı filmlerin hakkı verilmiş bazılarının ise verilememiştir. tahlilleri yapılan filmlerin bir kısmını daha önceden izlemiştim. Ama sadece gösterileni izlemiştim. Sanırım bu filmleri tekrardan izleyerek sunulanı değil sunulmak istenileni yakalamanın derdiyle dertleneceğiz.

 

Yine de eksiklerine rağmen teşekkürler .

1 anlatılan ileride olacaklar yada olma ihtimali olanlar değil tam da bugün bizim yaşadığımız haldir.

bölümün olaysal örgüsü kısaca şu şekildedir. İnsanlar 21 yaşına geldiklerinde kendi sorumluluklarına kavuşuyor ve zorunlu olarak çalışmaya başlamaktadırlar. bu çalışma da enerji üretimine katılmak için pedal çevirmedir. Pedal karşılığında elde edilen sanal puanlarla da (adı gelir oluyor bugün ) avatarlarına ve kendi yaşamlarını devam ettirecek ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

Bölümün oyuncusu Bing Madsen de böyle bir ortamda hayatının monotonluğu içerisinde kardeşi öldüğü için ondan kalan puanlarla çok da çalışma heveslisi olmadan günlerini geçirmektedir. Çalıştığı bölümde ki birisinin ölmesinin ardından yerine gelen Aby adlı bayanla birlikte hayatı değişecek ve bir amaç kazanmış olacaktır. Çünkü Aby hem güzel hemde sesi hoştur. Madsen Aby’nin yetenek yarışmasına katılmasını istemiş,yarışmaya katılmak için gereken bilet parası olan 15.000 puanı da kendisinin tüm puanları karşılı vermiştir. Aby yarışmaya gitmiş ,sesi ve şarkısı çok beğenilmiş ama ses sanatçısı istenmediğinden (1-2 yıl ihtiyaçları yoktur) porno sektörü teklif edilmiş o da kabul edip bir kanalda çalışmaya başlamıştır.
Buna öfkelenen Madsen gereken bilet parasını kazanmak için aylarca durmadan ve harcama yapmadan çalışarak bileti almış ve şowmen olarak sahneye çıkmıştır. Asıl amacı sahnede yaşadıkları hayatın anlamsızlığını ve boşluğunu haykırmaktır. Haykırmıştır da ve şovun sahipleri bunu beğenip onada kanallarında iş teklif etmişler oda kabul ederek aynı akıbeti paylaşmıştır.

Madsen şov için sahneye çıktığında söyledikleri şöyledir.

“Biliyorum ki buraya çıkmalı,dikilmeli ve beni dinlemenizi sağlamalıydım.
Gerçekten dinlemeli diğer zamanlarda yaptığınız gibi dinliyormuş gibi bir tavır takınmanızı değil.
Yüzleriniz de hissettiğinizi görmek görmek istedim
Sizin burada gördükleriniz insan değil.Burada insanları değil otları görüyorsunuz.
Ot ne kadar sahteyse ,o kadar seviyorsunuz. Çünkü sahte otlar artık işe yarayan tek şey.Midemizin kaldırabildiği tek şey onlar. Aslında tek şey değil .Gerçek acı ve gerçek ahlaksızlığı da kaldırabiliyoruz. Şişman bir adamı kazığa geçirip deli gibi gülersiniz. (bölümde temizlikçi olarak çalışan insanlardan bir çoğu şişmandı ve çalışan insanların çalışırken hoşça vakit geçirmesini sağlamak için izleyebildikleri eğlence programlarından birisi de şişmanlarla alay edilmesiydi.) Çünkü bunu hak ettik. Biz çalışırken o kaytardı. Haydi ona gülelim. Çaresizlikten,aklımızı öylesine kaybettik ki daha iyisini düşünemiyoruz. Bildiğimiz her şey sahte ot yığını ve bok satın almak.Birbirimizle böyle konuşuyoruz,kendimizi bok satın alarak ifade ediyoruz.
black3
Bir hayalim mi var.en büyük hayalimiz var olmayan avatarımız için bir uygulama almak.
Orada bile değil.
Var olmayan şeyler satın alıyoruz.
Bize gerçek bedava ve güzel bir şey gösterin.
Gösteremezsiniz.
Evet
Bu bizi mahvederdi
Böyle bir şey için çok uyuşuğuz .Boğula bilirdik bile.
Şaşılacak derece de çok şeye dayanabiliyoruz,bir mucize yakaladığımızda onu küçük küçük parçalara ayırarak dağıtıyorsunuz. Ondan sonra da onu büyütüp,paketleyip,10000 filtreden geçiriyorsunuz.Taki bir dizi anlamsız ışık haline gelene kadar. O sırada biz de gece gündüz bisiklete biniyor ,nereye gidiyoruz.
Ne için güç üretiyoruz?Hepsi küçücük hücreler ve ekranlar.
Benim yaptığım hiç bir şeyin sizin için anlamı olmadığı için s..yim sizi?
Onu alıp batağa sokup (Abby ‘i kastediyor) ,kemiklerine kadar çökertip ,bir şakaya çevirdiğiniz için,milyonlarca şakanın arasında bir şakaya daha.
Var olduğunuz için …”

Artık hayatımızın ellerimizden yavaş yavaş çıkmaya başladığı şu günler de yarınların bizleri nereye sürüklediğidir aslolan. Bunu görebilmek ve yaşamaya az da olsa tutunabilmek uğrunda gayret sarfedebilmektir. İnsan olduğumuzun ve insan olmanın ünsiyet kurma gerektirdiği ,başkalarıyla göz temasının ne olduğunu, konuşmanın ,paylaşmanın yada birilerine kızabilmenin ne kadar da önemli olduğunun farkına varabilmektir.

Yaşadıklarımız ve anılarımız sanalın etrafında olmaya başladıysa eğer bir şeylerin kaybolmaya başlaması da doğaldır artık.Orada her şey sahtedir. Sadece gösterilmek istenen yönlerimiz yada yüzlerimiz görünürdedir. Ya görünmeyen tarafımız.Tıpkı ayın görünmeyen tarafının karanlık olması gibi bizim karanlık taraflarımız nerdedir. Beşer tarafımız yani hayvani tarafımız.Gerçi çoğu zaman insanlara insani özelliklerimiz içerisinde hayvani taraflarımızı da gizleyerek de olsa gösteririz farkına varmadan.