Kategori arşivi: Notlar

Fortigate Vlanlara İp Dağıtmak

vlan

Yukarıda ki gibi bir topolojimizin olduğunu varsayarsak FW’yi DHCP olarak configüre edip Vlanlarımıza ip dağıtmak için hem Core Swicth üzerinde hemde FW üzerinde aşağıdaki gibi ayar yapılması gerekmektedir.

Burada Fw ile Core sw arasında vlan 254 oluşturulmuş ve D20 portu vlan 254’e untag edilmiştir.
firewall

 

 

sistemde bulunan ve ip dağıtmak istediğimiz diğer tüm vlanlara D20 portu tag komutuyla taglanmalıdır.

vlan-10

 

 

 

Sw üzerinde ki ayarlar bittikten sonra Fw üzerinde ki ayarlara geçebiliriz.

interface

Fortigate üzerinde Network-Interfaces yolunda Create New-Interface denilir.

vlan_

1-İnterface Name: Buraya vlan için vereceğiniz bir isim girişi yapınız.
2-Type:buradan vlan seçiyoruz.
3-Interface:Vlanı fw’nin hangi portu için tanımladığımızı seçiyoruz.
4-Vlan ID: bu kısım hangi vlanı oluşturduğumuzu belirtmek için kullandığımız alandır.
5-Addresing Mode: Vlan’ın ip adresini nasıl alacağınız seçiyruz.
6-IP/Network Mask:Vlan FW bacağına atadığımız ip adresidir.
7-DHCP Server:Enable tikleyerek dhcp serverı aktifleştiriyoruz.
8-DHCP ip başlangıç ve bitiş adreslerini tanımlıyoruz.
9-Netmask:dhcpden atanan ip adreslerinin netmasklarını tanımlıyoruz.
10-Default Gateway:dhcpden atanan ip adreslerinin gateway adreslerini tanımlıyoruz.
11-Dns Server:dhcpden tanımlanan ip adreslerinin dns adreslerini tanımlıyoruz.

Advanced…alanından da

advenced

kiralama sürelerini ve mac-ip eşleştirmelerini yapabiliriz.Böylece bir vlan için yaptığımız ayarı diğer vlanlar içinde yaparak Fw mizi vlanlar için dhcp olarak ayarlamış olduk. Pc mizin ip ayarlarına baktığımızda Fw üzerindeki dhcpden ip aldığını görmüş oluruz.

dhcp_1

Reklamlar

mantik

Sadık Türker hocanın iki kavram arasında ki mantıksal ilişkilere dair şemanın güzel bir örneklemesine Teo Grünberg’in Nominalizm makalesinin başında rastladım. Metin şöyleydi.

NOMİNALİZ M
Dr. TEO GRÜNBERG
1. Nominalizmin Tanımlanması
Nominalizm
(1) Neler vardır?
sorusuyla dile getirebileceğimiz genel varlık problemi için şimdiye kadar öne sürülmüş olan görüşlerden biridir. Bilindiği gibi, bütün nesneleri “somut nesneler” ve (eğer varsa) “soyut nesneler” olmak üzere iki geniş sınıfa ayırabiliriz. İşte “nominalist” görüş,
(2) Soyut nesneler yoktur, yalnız somut nesneler vardır veya başka bir deyimle,
(3) Bütün (varolan) nesneler somuttur, hiçbir nesne soyut değildir
gibi bir iddia ile karşımıza çıkar.Öte yandan, nominalizmi kabul etmeyenlerin savundukları görüş,
(2) veya (3) ün karşıtı olan,
(4) Somut nesneler yoktur, yalnız soyut nesneler vardır
veya
(5) Bütün (varolan) nesneler soyuttur, hiçbir nesne somut değildir biçiminde olmayıp (2) veya (3) ün çelişiği olan,
(6) a Yalnız somut nesneler değil, soyut nesneler de vardır veya
(6) b Bazı (varolan) nesneler somut değildir, bazı nesneler soyuttur
gibi bir iddiadan ibarettir.

Mahlas ve Müstear

Günümüzde ‘takma ad’ olarak da bilinen ‘müstear’, sebebi ne olursa olsun asıl adını gizlemek isteyen sanatkarların bile/isteye iğreti olarak kullandıkları bir isimdir. ‘Lâedrî’ ise, sanatkarı hatırlanmayan edebi eserlerin,umumiyetle de kaili bilinmeyen beyit ve mısraların altına konulan “söyleyenini bilmiyorum” anlamında bir müstensih kaydıdır.

Divan ve halk şarileri, rüşdlerini isbat etmeye başladıkları andan itibaren bir mahlas alırlar. Bu, gelenek icabıdır. Alınan mahlas ‘takma ad’ değildir. Şairin ismine izafe edilen bir sıfattır.

Divan şairi, mahlasını ‘taç’ beyit içerisinde; halk şairi ise ‘mühür beyti’ veya ‘kara beyti’ içinde zikreder. Divan şairinin adını veya mahlasını zikrettiği beyit kasidede ‘taç beyit’,gazelde ise ‘mahlas beyti’ veya ‘mahlashane’dir.

Fen Nedir? İlim Nedir ?

Bilim/ilim ve fen nedir ve aralarında nasıl bir fark vardır ? Osmanlı dönemi düşünürlerinden Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) bu farkların ne olduğu ve kavramların nerede nasıl kullanılacağıyla ilgili aşağıdaki bilgileri vermektedir.

“Büyük Petro’nun dünyayı fethettiğini bilmek” ile “iki kere ikinin dört ettiğini bilmek” arasında ki fark şöyledir. ilki hakkında farklı görüşler ortaya atılabilirken ikinci önerme hakkında farklı bir görüş ortaya atılamaz.Yani ikinci önerme farklı türlü ortaya konulamaz. Bazı bilgilerin farklı olduğunu bilmek ile bir bilginin farklı olamayacağını bilmek önemli bir ayrımdır. İlk önerme türlerine ilim denirken ikinci önerme türlerine fen denmektedir. Yani fen bilgisinin başka türlüsü mümkün değildir. Fen aslında bilmek olduğundan ilim çatısının altında yer alır ve kanun,akide temelinde otururken ,ilimde kanun ve akide aranmaz. Hendese fen olarak kabul edilirken,şiir fen değildir. Fen bilgisinde, bir şey hakkında verilen hükümler değişmediğinden, fenler ilimlerden daha güçlüdürler.

Alman İdeolojisi-Marx&Engels

Tarihin bir anlam, bir hedef ,gaye uğruna yürümediği ,zannedilenin aksine ekonomik,siyasal,bilimsel bir çok ( her ne kadar kitapta sadece ekonomik boyut gündeme getirilse de) farklı etkenlerin bir bileşkesi olarak ortaya çıktığını söylemektedir. Neden Marx böyle bir söylemi dillendirmiştir. Aslında kitapta da özellikle belirtildiği gibi bir dönemde ortaya konulan söylem/düşünce/felsefi görüşler o tarihteki yaşantıdan,sorunlardan bağımsız değildir. Eğer siz dönemi bilmezseniz söylenen görüşlerle ilgili sadece lafzi düzeyde tasdik ortaya koyarsınız. Ancak sorunun ne olduğunu bildiğinizde bu sorunu çözmek için neler söylendiğini ve bu söylenenlerin nasıl çözümler yarattığını anlayarak ve dolayısıyla meseleyle idrak düzeyinde hemhal olmuş oluruz. Avrupa ortaçağdan kopuşla birlikte yepyeni bir bakışla evren,insan,tanrı yorumlanmaya başlanmıştı. Tarih sahnesine geç giren her milletin bela olduğu gibi Almanlarda bu serencam da geç yer almış ve ilkeyi bir daha teyit edercesine bela olmuşlardır. aydınlanmayı sekülerleştiren fransızlardan bayrağı devralan ingilizlerden farklı olarak tinsel bir felsefe çizgisi takip etmişlerdir. Bu çizgiyi en iyi Hegel’de görmekteyiz.
Hegel’in ortaya koyduğu tarih ve insan felsefesi temelde insan üstü bir gücün tarih sahnesinde ki oyununun resmedilmesidir. Biz insan oğlu olarak bu sahnede sadece birer figürüzdür. Aslında Bu görüş Aristo’nun (Yunan felsefesinin trajik insan modeli) nin değiştirilmiş bir halinden başka bir şey değildir. Ancak insan soyut düşüncenin bir varlığımıdır ya da kimliklerimiz ve kişiliklerimiz var olan yaşantılarımızdan bağımsızmıdır. İşte tam da bu sorunun cevabını Marx vermektedir. İnsan soyut,yaşamın dışından bir varlık (kişilik ,kimlik) değil tam da yaşamın içinde şekillenen bir varlıktır. Yani dinlerin ve o döneme kadar var olan özellikle Alman felsefecilerin ortaya koyduğu gibi spekülasyon temelli bir varlık hiç değildir. Marx için insan yaşadığı toplumun,dönem,çağın içinde özellikle ekonomik ilişkilerin şekillendirdiği hatta bırakın insanı tüm soyut ve somut yönetim organizasyonları ve toplumsal yapıların bile bu çerçevenin içinde şekillendiği bir varlıktır.
Aslında temelde insan doğasının neliğinin nasıl şekillendiği noktasında göklerdeki cevapları artık yeryüzünde aranması gayreti ve bundan dolayı da toplumsal ilişkiler ve bu ilişkiler ağının ortaya çıkmasında ki etkenlerin tahlil edilmesi yolunun önü bu şekilde açılmıştır.

Artık insan yeryüzünün bir varlığıdır. Kimileri bunu ilahi bağının koparılması olarak görse de insan varlığa geldiği andan itibaren ilahi alanın değil fani alanın bir varlığıdır ve bu dünyanın şekillendirip sarmaladığı bir şeydir.

Bu alanda ki yani klasik dönemin kabullerinin sarsıldığı diğer bir alan ise Freud ile akıl/bilinç üzerinde yapılmıştır. Dış çevrede olduğu gibi eylemlerimiz de aslında aklımızla bilerek,isteyerek yaptığımız haller değildir demiştir Freud. Geçmişimizin tüm tozu ,piri pisliğinin içinde bazen istemeden, bilinçsizce eyleriz.

Tutunamayanların Yazgısı

Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ankebut-64

Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar adlı romanından sonra okuduğum ikinci kitabı “Tutunamayanlar”. Yine benzer bir dil kullanmış bu kitabında da. ancak bu dil diğer romancılar gibi değil daha çok iç içe geçmiş katmanlar halinde. bu katmanlar arasında ki geçişleri de öyle usta ve girift bir şekilde yapıyor ki romanın içinde kim ne zaman ne konuşuyor/söylüyor takip etmek ve anlamak epeyce zorlaşıyor. Tabi böylesine dilsel olarak zor bir metni anlamsal çözümlemesi de zor oluyor haliyle. Atay’ın sayısal tabanlı bir alandan gelmesi romanında da hemen kendini hissettiriyor. Çünkü romanın bir çok yerinde hem matematik felsefesinin içinden çıkılmaz tartışmalarına atıf varken hem de inşaatla ilgili teknik terimleri kullanmaktan geri durmuyor. Hatta romanda konu olan Selim Işık’t akendisi gibi inşaat mmühendisliği eğitimi almış ve hayat ikame ettirmek için sevmeyerekde olsa bu işle meşgül olmuş.

Roman zor bir metin. Çünkü yazımda uyguladığı katmanlı yapıdan dolayı formel zorluk olduğu gibi içerik olarak da bir çok farklı alanlara el atması ve her bir alanın hakkını vererek yedirmesi biz okuyucuyu epeyce uğraştırmakta.

Gündelik hayatın koşturmacasında bir çok insanın farkına varamadığı ancak gecelerin derin ıssızlığında belki sezebildiği nalar vardır. Bu sezilen şey ne yapıyoruzdur. Bir tiyatronun sıradan bir figuranımıyız yoksa baş rol oyuncusumuyuz. Her insan kendi hayatının baş rolündedir kendine göre. Ancak tamda burada Atay hiç de öyle olmadığını bizim dışımızda yazılmış bir oyununun bizler istemeden de olsa içine dahil olduğumuzu ve bu kendi hayatımızın oynandığı oyunda sadece birer figuran olarak rol aldığımızı yüzümüze çarpmaktadır. Koskocaman bir yaşantının bir aldatmaca olduğunun.

Bizler bir toplumun içinde aile ortamında dünyaya gözlerimizi açarız. Çocukluk yılları ve ardından gençlik yılları. İstemenin ne olduğunu bilmeden bu aile/toplumun dünyasıyla çercevelenmiş bir haldeyizdir. Dolayısıyla kişilik,kimliklerimizi oluştururken bu dünyanın etkisi zihnimizin düşünme , yaşama şekillerinin alt yapısına yerleşir. Siz artık bu dünyanın içindesinizdir.

Osmanlı Medreselerinde Okutulan Akaid Kitapları

-Akaidün Nesefi-Muhammed Nesefi (ö.1142)
-Şerhül Akaid-Sadeddin Taftazani
-El-Akaüdül Adududiyye-Adududdin İci (ö.1355):Taftazani (ö. 1390),Seyyid Şerif Cürcani (ö. 1413), Celaleddin Devvani (ö.1502) olmak üzere 7 şerh yazılmıştır. Cürcani’nin şerhi beş ,Devvani’nin şerhi ise 8 haşiyesi vardır.
-El Mevakıf fi ilmil kelam -Adududdin İci (ö.1355)
-El-makasıd ve şerhül makasıd – Taftazani (ö. 1390)
-Hidayetül Hikme- Esirüddün Ehberi
-Hikmetül Ayn-Necmeddin Katibi