Etiket arşivi: film

Dark City

dark city

filmin epeyce ismini duymuş olmama rağmen yeni izlemeye nail olabildim. İzlerken ve sonrasında düşündüğümde aklıma takılanlar;
1-adındanda anlaşılacağı gibi hep gecenin yaşandığı bir şehir
2-insanı insan yapan tarihimidir. yani hatıralar,hafızamız bizi biz yapmaya yetermi ? Çünkü filmde dünya dışı varlıklar insanı anlamak için onların hafızalarıyla oynuyorlar ama bir türlü istedikleri sonuca ulaşamıyorlardı. Burada aklıma Gasset ‘in “insanın tabiatı yoktur tarihi vardır” cümlesi geldi. Filmde sanki bu cümleyle hesaplaşılmış,bunun böyle olmadığı gösterilmeye çalışılmış gibi geldi.
3-Karanlık bir şehir ve insanların kendiliklerinin bile bilincinde olmadıkları bir yaşam , Platon’un mağara istiaresi. yan yana getirince filmde ki felsefi atıfların bir değil birden fazla olması.

4- Dünya dışı varlıkların bireysel akıllarının olmaması bunun yerine hepsinin ortak aklı olması. Buda bana klasik dünyada ki ay altı alemin üstünde var olduğu varsayılan faal akıl kabulünü hatırlattı. İbni Sina -Gazzali arasında ki tartışmanın bel kemiğini oluşturan ve evrende Tanrıdan başka müteal varlık anlayışını var kabul eden filozoflar ve karşısında evrende Tanrıdan başka müteal/aşkın varlık anlayışını reddeden kelmacılar. Tarihten faal aklın çıkarılması ve insanın yukarıdan gelen aydınlanma ile değilde kendi akli melekeleriyle evreni,insanı bilip anlam vermesi tartışmasının nihayetinde kelamcılar başarılı olmuşlardır ve insana hak ettiği değerin verilmesinde önayak olmuşlardır.

Ferdiyet/kişilik sahibi olan ve bu yüzden sorumlu olan varlıklar olarak tarih sahnesinde yerini almıştır insanlık düşünce tarihinde. Daha öncesinin insanı bilip de bir şey yapamayan ve trajedik bir varlık olan insan artık bilip de bir şeyler yapabilen ve dolayısıyla kaderini kendi eline alan insan olmuştur.

5-var olduğu mekanı ve zamanı seçmek elimizde değildir ama değiştirmek elimizdedir. Ne kadar kötü olursa olsun hep güzel ve estetik olan bir yaşam kurmak sahte olduğunu bildiğimiz bu evrenin bir nebze olsun çekilir kılmaya yardımcı olacaktır. Filmin sonunda şehrin çevresine okyanus getirilmesi ve güneşin tekrar görünür kılınması metaforuyla insanda ki bu güzellik arayışı vurgulanmıştır.

6-Bizi ister hatıralarımız biz yapsın isterse var olan bir özümüz biz yapsın değişmeyen ve değiştirilemeyen sevgimiz hep vardır.

7-içinde gömülü olduğumuz yaşamların aslında sahte olduğunu farkettiğimizde yapacağımız ilk iş bunu diğer insanlarla paylaşmak olacaktır. Ama beklemediğimiz bir şekilde diğer insanlardan deli damgasını yemiş olacağız. Şimdi delilik ve bizim irfan geleneğimizde ki velilik/delilik birlikteliğini göz önüne aldığımızda aslında ariflerin deli mi veli mi olduklarının ayırdına varmak zordur. Çünkü onlar bu alemin içindekilerle değilde dışındakilerle meşguldürler.

Reklamlar

Otobüs

otobüsTunç Okan tarafından 1974 yılında çekilmiş filmin hem seçilen oyuncu kadrosu hemde senaryo konusu olarak    izlenmeye değer filmlerden. Müziğini zülfü livanelenin yaptığı film tunç okanın ilk filmi ve çok kısıtlı şartlarda nasıl ürünler ortaya konulacağını göstermesi bakımından özel bir ilgiyi hak etmektedir. Filmde kabaca türkiyeden avrupaya çalışma vadiyle götürülen 8 işçinin yaşadıkları daha doğrusu umudun nasıl sonlandığının anlatısıdır. Dolandırıcı bir türk tarafından stokholmun ortasında ellerinden tüm paraları ve pasaportları alınmış bir halde terkedilen insanlar otobüslerinde uzunca bir süre mihmandarlarının gelmesini beklerler ama gelmez. Bu sürenin sonunda dolandırıldıklarını anlasalarda yabancısı oldukları bir diyarda parasız ve dil bilmez bir halde kala kalırlar.bundan sonrasında otobüsün bulunduğu yerin etrafında kimseye görünmeme kaygısıyla akşamları dışarı çıkarlar ve gün içerisinde de otobüsün perdeleri kapalı camlarının arasından dışarıda olup bitenleri izlerler. İzlenen aslında toplumun küçük küçük resimleridir.tunç okanın göründen toplumun okunmasıdır. Maddesel dünyada ki müreffehliğin yanında sosyal yaşamdaki kokuşmuşluğun ve bireyselleşmenin getirdiği bananecilin ,bu bireyselleşmenin yanında bireysel hazların ön plana çıkmışlığının ortaya konulmasıdır.

1950 ler de ortaya konulan programlar sayesinde türkiye emeğe dayalı tarım yerine makinaya dayalı tarıma geçmeye başlamış bunun sonucunda da kırsal kesimde yer alan nüfus şehirlere akmıştır. Şehirlerde oluşan işsiz ve niteliksiz kitlelerin oluşturduğu basıncı gidermek içinse devlet avrupanın işci talebini hiç bir ön köşul ve şart öne sürmeden kabul etmiş deyim yerindeyse şehirlerde ki işsiz yığınları başından atmıştır. Aynı yıllarda avrupaya işci veren yunanistan,yugoslavya gibi ülkeler işçi alan ülkelere ciddi şartlar öne sürmüşler işçilerinin haklarının korunmasını sağlamışlardır. Ama maalesef aynı duyarlılığı kendi ülkemiz gurbete giden insanlarımıza göstermemiştir.

Aslında filmde anlatılanlarda 8 adet işçinin anlatısından ziyade yasal yollarla giden tüm işçilerimizin yaşadıklarıdır. Hep öteki ve işçi algısının üzerinden aşağılık görülme psikozudur. Ötekileştirilerek toplumdan soyutlanıp sahip olunan olanaklardan dışlanması ve hep periferide kalmanın sağlanmasıdır. Bu dışlanmışlığa bir de kültürel farklılıkların,dil bilmezliğin eklenmesi giden insanlarla toplumun  arasında aşılmaz duvarların örülmesini sağlamıştır ki halen bu duvarlar aşılabilmiş değildir. Avrupaya giden bu insanlara devlet ve bir takım yapılar uzunca yıllar sahip çıkmak yerine orada edindikleri üç beş kuruş paranın peşine düşmüşler ve o insanları altın yumurtlayan tavuk olarak görmüşlerdir. Aslında filmin sonunda balyozla parçalana otobüs ,insanlarımızın avrupada parçalanan zihinlerinin ve hallerinin göstergesi gibidir.

O kadar acı yaşanmıştır ki bu diyarlarda anlatılsa dinleyen dayanamaz,yazılsa kağıtlar kabul edemez derecededir. İnsanların acıları ve hüzünleri kimselerin umurunda değildir. dün olduğu gibi bugünde aynı umursamazlık devam etmektedir.