Etiket arşivi: iletişim

Kantın Dünyası-Manfred Geirer 2

Kant metafiziğin savaş meydanına
1-Ruhsal kimliği içerisinde Ben nedir?
2-Mutlak bütünlüğü içerisinde alem nedir?
3-En yüksek idealliği içerisinde Tanrı nedir?
sorularıyla ayak basar.
Antinomik:Yasayı (nomos) ihlal edendir. Yasanın kendi içerisinde bir biriyle çatışmasıdır. Alemle (doğa) ile ilgili antinomileri aşağıdadır:

a) Alemin zaman ve uzay bakımından bir başlangıcı (sınırı) varmıdır,yok sa sonsuz ve sınırsızmıdır?
b) Alemde her şey basit öğelerden mi oluşmaktadır,yoksa her şey bileşikmidir?
c) Alemde her şey sadece doğanın yasalarına göre mi gerçekleşmektedir,yoksa özgürlük yoluyla mı gerçekleşmektedir.
d) Alemin bir parçası ya da nedeni olarak her hangi bir zorunlu mizaç varmıdır,yoksa her şey tesadüfimidir.

bu sorular sofistike nüktedanlıklara çanak tutan sorular değildir. Alemin bütünlüğüne yönelindiğinde her insanın aklı bunlarla karşılaşmak zorundadır.

Kant bu dünyanın yani verili,duyulur alemin argümantasyonuyla duyu üstü olanın kanıtlanamayacağını vede tersinin de (tanrının olmadığının da ) yapılamayacağını söyler. Açıklama ile anlamın arasını ayırır ve anlamın bize kapalı olduğunu söyler. “Metafiziğin yolu kapanmıştır artık.Buradan yola çıkan batı bilim yada olgular dünyasının peşindedir. Anlam önemini yitirmiştir çünkü bize kapalıdır bu diyar. Sadece açıklama,ölçme,biçme,karşılaştırmalar dünyasıdır hayat.”
Saf aklın eleştirisinde ne doğmatik körleşmelere nede kuşkucu karanlığa götürmeyecek güvenli bir yol bulmak istemektedir.
Neyi bilebilirim ,saf teorik akla yoğunlaşması açısından Kant’ın eleştirisinin anahtar sorunudur. Bu sorun ancak nesnel içeriği olan bir alem vargısının temel koşullarını aydınlatan bir metafizik tarafından cevaplandırılabilir.
Saf aklın eleştirisinin merkezinde matematik ve fizik vardır. En geniş anlamda doğanın güvenilir bir bilgisine izin veren metafiziği bu bilimlerin üzerine inşa etmiştir.
Kantın metafiziği fiziğin ötesine geçmez. Onun yerine doğanın matematikselleştirilmiş olgusunun üzerine oturur.
Duyuların nesnesi olarak,nesne görüş yetimizin özelliklerine bağlıdır,nesnelerin fark edilmesinin aracısı olan deneyim,tasavvur itibariyle onları belirlediğimiz kavramlarımıza bağımlıdır;vargı nesnelere göre biçimlenmez ,nesneler vargılarımıza göre biçimlenir. Aklın kendisi doğanın yasalarının kaynağıdır.Akıl yasalarını (a priori) doğadan çıkarmaz bilakis yasalarını ona dayatır.
Kant felsefe de Kopernikin fizikte yaptığı devrim gibi bir devrim yapmıştır. İnsan ve vargı nesnelerin konumları arasında bir yer değiştirme olmuştur. Kopernikci alem tasavvuru insanın alemde ki merkeziliği özelliğini iptal etmişti ama kant insanı saf aklın eleştirisinde tekrar merkeze oturtmuştur. Çünkü alem hakkında ki bilgisini yaratıcı bir şekilde üreten,insanın kendisidir.

İnsan aklının cehalet ve hayranlığın vaktiyle kendisine takmış olduğu kelepçelerden kurtulma mutluluğuna ermiş olduğuna inanırdı. Aydınlanma,insanın kendi suçuyla düştüğü reşid olmama/vesayet konumundan çıkışıdır. Reşit olmamak,kendi aklını başkasının yönlendirmesi olmaksızın kullanamama yetisizliğidir.
Kendi aklını kullanmaya cesaretin olsun,aydınlanmanın sloganı işte budur.
Reşit bir insan olarak bir şeyi yapabilmek ile gerçekten yapabilmek iki ayrı şeydir. Bir şeyi yapabilmek kişinin ne yapabileceği ve bunun yapabileceği hakkında ki bilgiyi kapsar.
Kanta değinmeyen hiç bir modern ahlak felsefesi yoktur. Ahlakında Tanrıya yer yoktur. Ahlakın ölçütü olarak buyruk alınmıştır. Bu ölçütün neden buyruk olduğu sorusunu;Her insan doğal eğilimler ve akılcı edeplilik arasında ki çelişkiyi yürütmek zorunda olan bir çifte varlıktır. İyi niyetine uymak istediği zaman bile,insan kendi içinde her türlü ahlak yasasına karşı düşünebilecek durumda olduğu bir karşı ağırlık hisseder.

Yine sorulacak sorulardan biride ;insana nasıl davranması gerektiğini söyleyen bu buyruk kimden gelir?Cevabı ise kendisinden başka hiç kimsedendir ?
İnsanı yasalarıyla yöneten doğa değildir. Onu ahlak yasalarına uymaya zorlayan devlet değildir. niyeti iyiyse yapması gerekeni ona kural halinde söyleyen tanrısal emirler yada kutsal kitaplar değildir. her insan kendi yasa koyucudur. Kant ahlakı inancın üzerinde değil inancı ahlakın üzerinde inşa etmiştir.
Akıllı varlıkların akıl yoluyla kavranabilir aleminde insan,özgür,özerk ve örf bakımından iyidir. Duyusal eğilimleri ve doğal güdüleri yoluyla ise özgür olmayan,heteronom ve ahlaki olarak kötü olur.

Reklamlar

kant Aslında Kantın dünyası bir nevi Newtonun dünyasıdır. Newtonun dedikleri yada Newtonun “Principa Mathematica” sını okumadan Kant anlaşılamaz.
Newton cisimlerin hareketlerini ve bunların kaynağı olan kuvvetleri felsefi olarak kavrayabilmek için bir matematik geliştirdi. Cisimlerin hareket yörüngelerinden doğanın kuvvetlerine çıkarsama yapmayı ve sonra bunlardan hareketle doğal süreçleri mekanik olarak belirleyebilmeyi istedi.

Newton ,Kant’ın kozmolojik peygamberidir. Kant özel öğretmenlik yaptığı dönemlerde fizik,çoğrafya,astronomiye ait okumalar yaptı. İleriki dönemlerde elde ettiği şöhret bu dönemde elde ettiği bilgilerin ürünüdür.

Newtoncu mekanik bir dünya tasavvuru Kantın gök yüzüne baktığında kaos içerisinde bir evren değil sistematik bir evren görmesini sağlamıştır. (Görünür tarafta ki mekanik algının derinlerde kaybolduğu hatta ölçek değiştikçe (kuantum,görecelilik) düzenin yerini kaosun aldığı bugün kü fizik tarafından yeniden dillendirilmeye başlanmıştır.İhtimallerin ,olasılıkların dünyasıdır fiziksel alem artık.)

Kant Wolf’un alman metafiziği kitabında ele aldığı Tanrı,Alem,İnsanın ruhu konularını ele alarak akılcı ve sistematik bir bütünlük içerisinde ortaya koydu. (ruh,madde sorunu felsefe tarihinin en esaslı sorunlarından birisidir. Bu soruna değmemiş filozof yok gibidir )

Batlamyuscu kozmolojinin bitmesi ve onun yerine Kopernikci (dünya merkezli değil güneş merkezli alem)kozmolojisinin geçmesiyle birlikte insanın evren içerisinde ki değeri ve merkeziliği de kayboldu. Uzayın sonsuzluğa ve soğukluğu karşısında küçücük bir nokta haline gelen insan anlam arayışında kayboldu. Kant’ın aşmaya çalıştığı noktada burasıdır. Sonsuz evren karşısında nokta olan insanın yeri neresidir.

Döneminde çokça tartışılan ruh ve doğa felsefesiyle ilgilenmiş ve bu konularda eserler kaleme almıştır. Ama yaşı ilerledikçe insanın bizatihi kendisiyle ilgilenir olmuş bu bağlamda ahlak,irade gibi konuların üzerinde durmaya başlamıştır. Yani doğa felsefesi yerini pratik felsefeye bırakmıştır. Dünyada ki insan,gökyüzünde ki sistemden daha önemli hale gelmiştir.

1770 de üniversitede ahlak profösörlüğü başvurusu kabul görmemiş yerine mantık ve metafizik profösörlüğü verilmiştir. Bu atama Kantta 10 yıllık bir suskunluk döneminin yaşanmasına sebep olur ve bu suskunluğu Saf Aklın Eleştirisiyle bozar. (bu bozma bugün zihin dünyamızın ne nedameli bozmasıdır. Bozulan sadece Kantın suskunluğu değildir,aynı zamanda zihinlerimizin konforudur da. Aklın ne olduğu,nereye kadar olduğu ,insanın neyi ne kadar bileceği sorularını merkeze alır ve bu eksen de çözümler üretir.)

Kant temelde alemi dualist bir bakışla görmektedir.
1-Duyular Alemi (Fenomen) / Zahir
2-Akıl Alemi (Numen) /Batın
Saf aklın kullanımının birinci ilkelerini içeren felsefe metafiziktir. ona ön araştırma görevi gören bilim ise duyusal vargı ile akıl vargısı arasında ki farkı öğretendir.

Duyusal algı için önemli olan zaman ve uzayın hangi gerçeklik payına sahip olduklarıdır. Kant içerisinde bulunduğu yıllarda Newtoncu zamanın mutlak vverili olduğuna inanmıyordu. Newtonun nesnel uzay zamanından tasavvurların öznel bir fenemolojisine savrulur.

Zaman tasavvuru duyulardan kaynaklanmaz,onların ön koşuludur. Aynı şey uzay içinde geçerlidir. Uzayın kendisi nesnel ve gerçek bir şey değildir. o sadece duyular aleminin tüm dış algılarını birbiriyle eşleştirebilmek için öznel,ideal bir şemadır. duyusal ve algılanabilir alemlerin arasında nasıl bir ilişki vardır. Yani nesne ile objenin ilişkisi nasıldır. Saf aklın eleştirisi kantın yıllardır kitaplarını basan yayınevine basılmak için götürüldüğünde reddedilir. Yayınevi soyut metafizik çalışmalarıyla para kazanılmayacağını söyleyerek reddeder. Bu kitap okuması zor ve zahmetlidir. Bundan dolayı ilk çıktığı yıllarda ciddi eleştiriler alır. Bu eleştirilerden dolayı bizzat kendisi kendi kitabına Prolegomena şerhini yazdı.
Kantın niyeti çözümü problemden önce,cevabı sorudan önce ,tasarım yapmayı yıkıcılıktan önce konumlamış ve egemen metafiziğin tüm yanılgılarından sorumlu olduğunu ilan ettiği saf aklın eleştirisinde diyalektik çıkarsamaların geniş kampsamlı bir tartışmasıdır.

Humeun metafizik inanç sistemlerini tahrip etmesi sadece modern düşünce tarihi içinde ki önemi kadar,kantın kendisi içinde önemlidir. Kant 3 büyük konuda spekülatif psikoloji,kozmoloji ve teolojinin en son mutlak şartlarının adlandırıldığı kök kavramlar olan ruh,alem ve tanrı konularında her şeyi anlayabildiğine “doğmatik şekilde” inanan bir metafiziğin “kuşkucu” yıkımı söz konusu olduğu zaman tekrar tekrar adeta itiraf etme baskısı altındaymışcasına Hume gönderme yapmıştır.
Doğmatikler “şeylerin aklımızla kavranabilir” olduğu varsayımından hareket ederken, kuşkucular “şeylerin aklımız için kavranamaz olduğunu” savunurlar. Hume döneminde kuşkucuların lideridir neredeyse.