Etiket arşivi: insan yayınları

batı düşüncesi Zor ama bir o kadarda güzel bir kitap.Özellikle batı düşüncesinde Descartes,Kopernik,Galileo,Newton çizgisinin ne manaya geldiği ve bunların bugüne nasıl etki ettiğini göstermesi bakımında güzel bir çalışma. Descartesin ortaya koyduğu analitik düşüncenin açmazlarını ve eski dünyanın bütüncül bakışında meydana getirdiği parçalanma bu parçalanmanın bizim hayatımıza getirdiği atomistik bakış bu bakışın çeşitli dallarda ki ;fizik ,biyoloji,psikoloji gibi

 

Yazar öncelikle Descartesle başlayan kartezyen anlayışın getirdiği bölme ,parçalama ,atomize etmenin newton mekaniği üzerinden fizikle iştigalini ve bu iştigalin zihinlerde meydana getirdiği değişimleri anlatmaktadır. Aslında modern dönemler fizik üzerine kurulmuştur. Bilimler fizik üzerinden kendilerini konumlandırmışlardır. Bu bakışın fizik üzerinden hayata nasıl etki ettiğini anlatmak üzere diğer bilimlere nasıl sıçradığını göstermeye çalışmıştır. Bu bağlamda biyolojide ki vede biyolojiyle yakından ilgili olan tıp üzerinden  kartezyen anlayışın yansımalarının ne olduğu bu bakışın insanları nelere dücar ettiğini anlatmıştır. Aynı şekilde psikiyatride ki yansımalarını da irdelemiştir. Özellikle psikanalizin mekaniztik ve kartezyen tasavvurunu basa basa vurgulamış ,buradan çağımızda ki buhranlı insanlık hallerinin çözümü için ön plana çıkarılan psikanalizin neden insanlara dermen olamayacağını göstermeye çalışmıştır.

 

Yazar bu parçalayıcı bakışın yerine modern fizikte ortaya konan bütüncül perspektifin yani aslında insanlığın ortak geçmişinde yer alan ve tüm büyük medeniyetlerde yer alan bütüncül ve insanı merkeze alan bakışı önermektedir.

Ortaçağda bilimin yapısı,çağdaş biliminkinden tamamen farklıydı. Bu bilim akla,hem de imana dayanıyordu ve başlıca amacı öngörü ve denetimden ziyade ,nesnelerin anlam ve değerini anlamaktı.

Ortaçağ da bilim adamları doğayı anlayarak buradan olayların temelinde yatan amaçları araştırarak üstün değer olan Tanrı,insan ruhu ve ahlakla ilişkili meseleleri ele almaktaydılar.
Evren anlayışı organikti. Doğa ve insan birbirini tamamlayan bir yapının parçalarıydılar.
Galileo keşfettiği doğa yasalarını formülleştirmek için matematiksel dilin kullanımıyla bilimsel deneyi ilk birleştiren kişidir. bundan ötürü modern bilimin babası ilan edilmiştir.

Reklamlar

Başaklar ve Ayrık Otları-Tage Lindbom

photo 2000 yılında Trabzonda aldığım kitap İnsan Yayınları tarafından basılmış ve 175 sayfadan oluşmaktadır. Üniversite yıllarında aldığım ve okuduğum kitaplardan birisidir. Şu an geçmişe baktığımda bugün zihnimde bıraktığı etki o günle kıyaslanamayacak kadar fazladır. 2 ay kadar önce SETA vakfında Çağdaş Batı Düşüncesi seminerine paralel okuduğum kitap zihnimde bir çok şeyin hiçde bahsedildiği gibi olmadığını en azından gösterilemeye çalışıldığının haricinde farklı bakışlarında olabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Kitabın ismi İncilde geçen bir hikayeye atıftır.Hikayede tarlalar da (ekinlerin) içerisinde yetişen ayrık otlarının (ayrık otları sulak yerlerde yetişir. sanırım çevirmen çiftçilik kültürüne yabancı olduğundan böyle bir çeviri yapmış) temizlenip hasatın daha verimli geçmesi anlatılmaktadır. Buradan günümüze anoloji yaptığımızda modern kültürün aslında kutsal kültürün içerisnde yetişen ayrık otları mesabesinde olduğu belirtilmeye çalışılmaktadır.

Ciddi bir modernizm ve modern yaşam eleştirinin her satırında hissedilir olduğu kitap ,bugün kü kurgulanan yaşam biçiminin felsefi temellerinin nerelrde ne tür handikaplar taşıdığı bu handikapların insanlığı getirdiği uçurumun gösterilmesi bağlamında okunması gereken ender metinlerden birisidir.

Aslında kutsalın yıkılmasının ya da Nichenin deyimiyle “Tanrının ölümü” hiç de sanıldığı kadar insan krallığının huzur ve mutluluk getirmediği,tanrı krallığının yerine bazı kişi grup ve zümrelerin egemenliğini vede insan nefsinin (id) nasıl tanrılaştığının bir hikayesidir.

1789 Fransız ihtilalinin şu üç şeyi deklare etmekteydi.
1-özgürlük:İnsan artık kendini çevreleyip kuşatan doğadan ve kilisenin baskısından kurtulmuştur. Baqcon’un açtığı yolda yürüyerek doğanın hükmedilmesi gereken konuma indirgenmesi ameliyesi nihayete erdirilmiş ve tabiata ait her şey mekanikselleştirilerek tahmin edilebilir ve dolayısıyla müdahale edilebilir olmuştur.
2-İktidar Arzusu: Tanrı yeryüzünden çıkarıldığı için oluşan boşluğa insan oturmuştur. Meşruiyet Tanrıdan değil toplumsal sözleşmelerden gelmektedir. Yani yönetim Tanrısal bir mahiyette değil doğal bir hal almıştır. Ve dolayısıyla her insan teki bu güce erişebilir hale gelmiştir.
3-Açgözlülük:Özgürleşerek rasyonel olarak yaşayan insanı yönlendiren temel saik kendi ihtiyaçları kendi menfaatleridir. Kendisini sınırlayan bir çerçeve kalmadığında sınırsız ihtiyaçlar ve bunların sonucu her şeyin mübahlaşması olmuştur.
Avrupa düsturu artık “Yaşamak bir zevktir” dir. Zevke indirgenmiş bir yaşam algısı. Bu algı artık geçmişi geride bırakıp geleceğe bakacaktır. Çünkü “altın çağ geçmişte değil gelecektedir.”
2. dünya savaşı sonrası insanlığın hasat zamanıdır. çünü insanlık bir uçurumun eşiğindedir ve ayrık otları başaklardan temizlenmelidir.
Tarih olmadan varlığa anlam ifade etmek denemeden öteye gitmeyecektir.
insan kendini çevreleyen dünyaya iki şekilde üstünlük kurar.
a- ölümsüz bir ruhla
b-muhakeme yeteneğine sahip ,ölümlü vucuduyla yani ratioyla

Yasak meyve insana “akıl kazanabilmesinden” dolayı cazip geliyordu. Bu meyveyle kuvveler fiile çıkarılabiliyordu. Bu meyve yendiğinde iyi ve kötünün bilgisine ulaşılabilecek ve tanrılar gibi olacaksın deniliyordu.

Hubutun en önemli yönü insan gücünün ilan edilmesidir. yeryüzü teslim alınmalıydı.insan “tanrılar gibi olmak” istiyorsa üstün gücüyle bağımsız bir hükümran olmak zorundadır ve bu üstün güce götüren yol profan bilgiden,insanın duyumsal ve zihni fakülteleri öncülüğünde elde ettiği bilgiden geçmekteydi.

yasak meyveyi yedikten sonra insan korku ve suçluluk duymasının yanında şeytanın kendisine söz verdiği iyi ve kötüyü bilmeyede sahip olmuştur.

temelde yasak meyvenin yenme sebebi insanın tanrılar gibi olma isteğidir ve bu istek günaha düşürmüş bu günahta en büyük günah olan nefsi kibr ile muhatap olmuştur.

nefis kibrinin diğer tüm günahlardan en başında gelmesi tesadüf değildir. kutsal buyruğun kendisine karşı doğrudan bir başkaldırı olduğundan günah piramidinin en tepesindedir.

sekülerleşme bir negatif ifade bir unutma olmaktan başka üstün adalet olmaksızın ,yargısız,hamiyetten ve affetmekten yoksun bağımsız bir insan varlığını örgütleme teşebbüsüdür.

seküler insan iddiasının aksine ütopik bir varlıktır. dünyevi varlığa ilişkin kötümserlik yada iyimserliğine rağmen ve kendisini bir realist veya idealist olarak tanımlamasına rağmen seküler insanın tüm düşünce dünyası,varlık çelişkilerinin izin vereceğini umduğu bir düzeni yapıp bitirme yada kurma ile meşguldür.

İyiyi kötüden ,doğruyu yanlıştan ayıracak üstün bir ilke varmıdır? Seküler dünyada doğru yanlış vardır ama görecelidir. Kimse kendi doğrusunu hakikat olarak dayatamaz. Bu manada sekülerlik hakikatın parçalanmasıdır. Sekülerizmin temel iddiası insanın nihayetsiz egemenliği ve dolayısıyla hiç bir dış  gücün(Tanrı) dayatmada bulunmamasıdır. Neyin doğru ,neyin hak ve neyin iyi olduğunu belirleyecek olan insanın duyum organlarının dile getirilmesidir. Yani insan kendi menfaatleri doğrultusunda iyinin ne olduğunu tespit edebilir.

Hakikatın dayandığı aşkın yaratıcı reddedildiği zaman hakikatı bu dünyada aramaktan başka bir seçenek kalmayacaktır.

Seküler insan hakikatın varlık öncesi olduğunu bilmesine rağmen hakikatı profan bilim sayesinde uzun araştırmalar zinciriyle elde etme peşindedir.

Modern insan için hakikat arayışı bir “eşya”  meselesine iner. Böylece insan ampirik olarak metaryal toplama,onları sınıflandırma ve bu sınıflandırılan metaryallerin yapısal analiziyle şüpheden uzak ve çelişkisiz olacak şeylere varacağına inanır.

Sekülerleşme kaostan çok korkar.

İnsanlar olarak biz, her şeyin her şeye  karşı savaş halinde olması tercihi ile örgütlenmiş ve kurumsallaşmış bir bencillik arasında tercih yapmak zorundayız diyen Hobbes seküler insanın durumunu çok iyi özetlemiştir.

Francis Bacon: Bilgi güçtür, “insan bilgisi ve insan gücü aynı yerde bulunur. ” İnsan yeryüzünün hükümdarı olmak istiyorsa onu bu iktidar pozisyonuna götürecek en mükemmel yolun adı bilgidir diyerek bilgiyi merkeze alan ve bu bilgi üzerinden iktidar oluşturan bir sistem inşa ediyordu. Bilgi insanın emrine verilmiş olmaktan çok insan tanrıdan çalarak türdeşini hizaya getirmenin peşindeydi.

iktidar arzusu ,kaos korkusuna karşı profan insanın hanesine eklenebilecek üçüncü motiftir.

Aşkın gerçeklik bilinci hayattan ve insanla temastan azad olundukça yerini başka şeyler dolduramaz. Bu başka şeyler aşkınla irtibatı sağlayamadığından insan kendini boş bir uzayda gibi hisseder. bundandır modern insanın yalnızlık ve hiçlik hissiyle muzdarip olması. Hayatını saran hızdan azade olduğunda ,yani durduğunda durakladığında ,nefeslenme istediğimizde duyumsarız bu hissi. Belkide bugünkü hayatın bu kadar hızlı akması bu hissi duyumsamayalım diyedir.