Etiket arşivi: ömer türker

Delil,hüccet,burhan

Delil başkasını ikna için kullanıldığında hüccet anlamı alıyor. ‘Hâcce’
tartışmak demek. Birisini ikna için kullandığımızda adı hüccet olur. Sonuca götürmesi acısından baktığımızda adı delil olur. Yani bizim için rehber olması anlamıyla. Üzerinde tefekkür anlamında adı nazar olur. Biz sonucu öncüllerden çıkarıyoruz anlamında istidlal, bir şeyi kanıtlıyor manasında ismi burhan olur.

Reklamlar

Tümeller ve Mahiyet

Metafizik düşünenin en önemli sorunu vahdet,kesret problemidir. Yani birden çok nasıl hasıl olur.Bu sorun ister Tanrıdan evren nasıl sadır oldu ,isterse bir lafızda birden fazla anlam nasıl hasıl olur şeklinde olsun en temel sorundur.

Tümellerle ilgili iki temel sorun vardır; Birincisi tümelin zihinde ,ikincisi ise dış dünyada bulunuşuyla ilgilidir. Birinci sorun bilginin ne olduğu,ikincisi sorun ise mahiyetin dışta nasıl tahakkuk ettiği sorusunun başka bir ifadesidir.

Tümellerin zihindeki varlığı ve birden çok ferd arasında ortak olduğu meselesi,esasta bilginin mahiyeti ve dışa örtüşmesinin ne anlama geldiği meselesinin bir parçası olduğundan,bir yönüyle,zihni varlığın olup olmadığı ,diğer deyişle zihnimizde ki kavramların dışta ki nesnelerin mahiyetinin aynısı olup olmadığı sorunu altında incelenmiştir.

İbni Sina sonrasında ,Platona nispet edildiği şekliyle soyut formların dışta müstakil olarak var olamayacağı ,bilhassa Fahrettin Razi kanalıyla İbni Sina geleneğine bağlanan Nasirüddin Tusi,Kutbiddin Razi,Adudiddin İci,Teftazani ve Seyyid Şerif Cürcani gibi sonraki dönem filozof ve kelamcıların ortak görüşüdür. İbni Sina Metafizikte Platonik ideleri açıkça reddeder.

İbni Sina’nın ana sorunu şudur; Bir konunun varlıkla ilişkisi ,diğer deyişle mahiyetin varlıkla ilişkisi nasıl kurulacaktır. Acaba mahiyet denilen şey ,varlıktan gerçekte ayrı bir şeymidir,yoksa ikisi arasındaki ayrım yalnızca kavramsal bir ayrımdır da mahiyet gerçekte varlığın başka bir formumudur?Bir nesnenin var olduğunu söylemek ne anlama gelmektedir.

Fahrettin Razi ve İbni Sina kendi olmaklığı bakımından mahiyetin dışta bulunduğunu söylerken Tusi ve Kutbiddin Razi mahiyetin kendi olmaklığı bakımından sadece zihinde olduğunu söylemektedir.

Fahrettin Razi ,soyutluk ve tümellikten ,anlamın veya bilginin soyutluğu ve tümelliğini değil,bilmenin soyutluğunu ve tümelliğini anlamaktadır.

İbni Sina’ya göre nesnenin cinsi ve faslı,o nesnenin mahiyeti dediğimiz şeyi oluşturur. Cins ve fasıl,doğaları gereği tek bir ferde özgü durumlar değil,birden çok ferd arasında ortak olabilen şeylerdir. Bu nedenle bir nesneyi herhangi bir türün ferdi yapan mahiyet,o nesneye özgü olmayıp birden çok fertte bulunabilir. Dolayısıyla bir türe ait olan fertler,mahiyetçe ortaktır.

2-Üç Mesele-1:Alemin Ezeliliği:Ömer Türker

Kelamcılar ve Felsefeciler arasında ki asıl tartışma konusu alemin ezeliliği meselesidir. Bu meselenin de temelinde Tanrı anlayışı yatar. Tanrının sıfatları ve tikeleri bilmesi gibi konular alemin ezeliliği tartışmasının bir başka ifadeyle yoktan yaratma ve sudur arasında ki gerilimin bir uzantısıdır. Bundan dolayı Tefahütte ki en uzun bahis bu konuya haşredilmiştir. Bu konuyu dört kavram etrafında çerçecvelenmiştir. “irade,zaman,madde ve imkan”. Tanrı-alem ilişkisinin açıklanması açısından kelamcılarda “irade” ,filozoflar da ise “imkan” kavramı kilittir.

Hadis: Duyu organlarıyla algılanan gündelik değişim ve hareket apaçık kabul edilerek değişen ve harekete konu olan her şeyin sonradanlığının teorik bir ilke haline getirilmesinden ibarettir.Hadis daha çok fail nedene nispetle olabilirliği tam anlamıyla bir varlık kipine dönüştürülüp kendinde varlık ve yokluğu kabulü anlamında anlaşılacaktır.

İmkan:Varlık ve yokluğa nispetinin eşit olması durumu.Bir nesnenin varlığı ile zatını düşündüğümüzde varlığının ona nispetinin aklen zorunlu olmaması demektir.

Vacip: Akli zorunluluk

Mümteni:Akli imkansızlık

Caiz: Aklen zorunlu olmaması ve aklen imkansız olmaması.

Kelamcılar acısından hadisin faile nispetini gerektiren şey,onun aklen mümkün oluşu değil ,fiili olarak meydana gelme sürecine girmesidir. Yani kelamcılar için ,varlığa gelmiş bir hadisin mümkün ve mevcut olduğunu ama onu faile muhtaç kılan şeyin imkanı değil,sonradan meydana gelen varlığı olduğunu savunmuşlardır.

Kelamcılar Tanrının basit ,değişmeyen ve cisimsel olmayan bir varlığa sahip olduğunu,O’nun dışında ki tüm mevcutların bileşik,değişebilir ve cisimsel olduğunu söylemişlerdir.

Hadisler sonradan olduğuna göre,mutlaka kendilerini önceleyen bir yokluktan sonra var olmuşlardır. Bu yokluğun hareketin ölçüsü anlamında zamansallığından söz edilemez. Zira bu yokluk,sadece vehmi bir kesit olup belirli bir başlangıcı yoktur. Yoklukla ilgili her türlü varlıksal çağrışım vehim tarafından yaratılmaktadır.

Tanrı hudusa gelen şeyleri meydana getirmek için temelde üç sıfata sahip olmalıdır,”ilim,irade,kudret”. Bu sayede kadim ilke/ Tanrı ,bildiği şeye yönelmekte,onu idare etmekte ve kudretiyle var etmektedir.

Kelamcılar şu iki ana sorunlar uğraştılar.
1-Tanrının değişime konu olmadan tikellerle ilişkisinin nasıl açıklanacağı
2-Salt yokluktan varlığın nasıl çıkacağıdır. Bu sorulara mutezile,ehli Sünnet kelamcıları farklı cevaplar vermişlerdir.

İslam Felsefesinde özel mevcut kavramı hem varlığı hem de şeyliği içerir. Yani hem vücut bulma halini hem de vücut bulmuş nesnenin kendisini anlarlar. Filozoflar için ister akıllar ister cisimler olsun hepsi birer şeydir. Buradan yola çıkan filozoflar varlık olmak bakımından varlığı düşündüğümüz de onun ya zorunlu ya da mümkün olduğunu söyleriz.

Filozoflar için Tanrı ,hem varlık,hem illet,hem bilgi hem de kudrettir. Bu nitelikler ,O’nun var olmasıyla aynı anlama gelir. Bundan dolayı sözü edilen durumlar Tanrı’nın sıfatları değil ,gerekleridir.

Kelamla felsefe arasında ki bütün tartışmalar Tanrı’nın filozoflarca salt varlık olarak nitelenerek ilahi fiilerin nedensel bir zorunlulukla gerçekleştiğini iddia etmesindendir. Farabi ve İbni Sina gibi filozofların iddia ettiği metafizik nedensellik hem yoktan yaratmayı hem Tanrı’nın ilk akıl dışında ki mevcutlarla doğrudan ilişkisini reddetmek demekti.

Kelamın fizik teorisi Tanrının iradesiyle aleme sürekli müdahelesini gerektirecek şekilde kurgulanmıştı. Ayrıca kelamcılar Tanrı dışında ki bütün varlıkların atomlardan oluşan cisimsel nesne ve arazlar olduğunu kabul ettiğinden ,onların fizik teorisi aynı zamanda alem anlayışı demekti. Fiozoflar ise ilk ilkeye ilişkin görüşlerini onun tamlığıyla dayandırdıklarından ,Tanrı alem ilişkisinin akli bir açıklamasını yapmak için alemi oluşturan cevherlerin Tanrıdan hiyerarşik bir düzende çıktığını (südur) düşündüler. Böylece soyut cevherler ile cisimsel cevherlerden oluşan bir alem anlayışı geliştirdiler. Bu nedenle filozofların fizik teorisi genel alem görüşünün bir parçasını oluşturdu ve her iki varlık alanının kendisine özgü durumlarını açıklayabilmek için fiziksel nedensellik ile metafizik nedenselliği tefrik ettiler.

Filozofların dillendirdiği tamlık prensibi nedensel etkenliği garanti ederken,bölünmüşlük niceliksel ve niteliksel çoğalmaya yol açar. Her bir akıldan bir sonraki akıl,nefis ve felek zorunlu olarak südur eder. Akıllar arasında ki etki-edilgi ilişkisine “metafizik nedensellik” denir,çünkü kendinden çıkan şeylere varlık verir. Fiziksel nesneler arasında etken olanlar ise edilgen olanlara sadece hareket verir. Bu nedenle fiziksel nesneler arasında ki etki-edilgi ilişkisine “fiziksel-nedensellik” denir. Akıllar arasında ki nedensellik ilişkisinde zaman söz konusu değildir.

Felsefede ki yeter sebep ilkesinin kelamda ki mukabili irade kavramıdır. Filozoflara göre Tanrının bizzat kendisi yeter sebep olduğu için fiilini zorunlu olarak meydana getirirken kelamcılara göre Tanrı mürid olduğu için fiilini zaman içinde meydana getirir.

Eğer zorunlu varlığı değilde kadim varlığı kabul edersek hadisler değiştiğinde Tanrının bilgisi de değişecektir ki bu Tanrının ilim sıfatına terstir. Çünkü Tanrıda değişiklik olamaz. Bundan dolayı filozoflar Tanrıya varlığın ve zorunluluğun ilkesi olarak bakmışlardır.Kelamcılar ise zorunluluğun(Tanrını yeter sebep olmasının) aklen zorunlu olmadığını ve Tanrının nesneleri olmadan önce bilip onları dehrin belli bir kesitinde var edeceğini ezelde irade etmiş olabileceğini söylemişlerdir. Filozoflar bu tartışma da imkanı zorunluya irca etmeye çalışırken kelamcılar imkanı çoğaltmaya çalışırlar. Filozoflar akli zorunlulukları tespit ederek “Varlık niçin var oldu ?” sorusunu yanıtlama çabasındadırlar. Oysa Gazali kelamcılar adına aklen mümkün durumları sürekli artırma çabasındadır.

İbni Sina öncesi filozoflara göre Tanrı sadece kendisini bildiğini kendi dışında kileri bilmediğini iddia ederlerken ,İbni Sina Tanrının hem kendini hem de kendi dışında kileri bildiğini söylemiştir. Ancak kendi dışındakileri tümel olarak bildiğini söyler. Bu ise insanı bilen ve yaptıklarından sorumlu tutan,yaptıklarına karşı ödül veya ceza veren bir Tanrı anlayışıyla uyuşmamaktadır.

Gazzali Tanrının İbni Sinacı anlamda zorunlu varlık olup olmadığını tartışır ve varmak istediği hedef,Tanrının bir neden olduğu görüşünü çürütüp fail olduğunu ispatlamaktır.

Gazzali Notları

gazaliHer toplumun yada medeniyet havzasının felsefi mirasının temel köşe taşları vardır.Avrupa milletlerinde bunlar;
Fransa:Descartes(1596-1642)
İtalya:Galilei(1564-1642),Vico(1668-1744)

Eflatunun felsefi sistemi mistiklik-ilahiyatla bir aradaydı.Aristo felsefeyi ilahiyattan ayırarak başta mantık kurallarını vazetmek suretiyle felsefeyi bilimle iç içe inşa etmiştir.
Gazali dönemindeki filozoflardan farklı olarak (dönem filozofları doğayla meşgul olmuşlardır) dini ilimleri,ilahiyatı esas almıştır. Onun için dini ilimler bilimlerin esasını teşkil eder.ilahi ilimlere vakıf olan,görünürlükler dünyasına ulaşmakta güçlük çekmez demektedir.
Gazali hakimdir.Hakimliğini kısımlara ayırır.
Kelamcı(Mütekellimin),mutasavvuf(sufi),mantık(filozof).Yola çıkarken bu üçünü yerli yerine koymuş,yolun sonunda da bunları meczetmiştir.

İslam ilahiyatına kelam,mistikliğine de tasavvuf denmiştir.
Gazaliyle birlikte tasavvuf sistemli ve tertipli hale gelmiş,Arabinin(1165-1240) yle birlikte kelamla arasında ki çizgi silikleşmiş,meramını sözlü kavramlı ve yöntemli tarzda ifade eder hale gelmiştir.

Gazali felsefeyi kelamileştirip tasavvufileştirmiş ve islamın bağrında eritmiştir.

Gazalinin bir bunalım çağı çoçuğudur. Bu dönemde haçlılar,moğollar dış tehdit oluştururken içte de toplumsal sürtüşmeler ,çatışmalar ciddi boyutlardaydı. Aynı şekilde Gazalinin yaşadığı bölgelerin etnik ve dini yapısı da bir o kadar karışıktır.

İnsanlar hayvanların aksine kendilerine yol gösterecek iç işleyişten yoksundur. Defi hacetlerini nereye edeceğini bildiren bir genetik kod yoktur. İnsana öğretilir.
Gazali alemi 3 grupta toplar:
1-Görünürlükler Alemi:Mülk.Her an yaratılmaya konu olur.
2-Görünmezlikler Alemi(Melekut):Allahın bir kere yarattığı,artık değişmeden ,varoluş ve yokoluşlardan masûn.
3-Ceberrut Alemi: